Avrupa Köle İstiyor, Biz İse Şahsiyetli Olmayı..
Avrupa bir coğrafya olarak değil, orada merkezîleşmiş dünya görüşü itibariyle bizim inanç dünyamızın daima en sistematik karşı kutbu durumunda olmuştur. Miladî-711’lerde (bugünkü İspanya ve Portekiz’in üzerinde bulunduğu) İber Yarımadası’ndan kuzeye doğru ilerleyen Müslüman orduları Paris’in yakınlarındaki
09/07/2017


Avrupa Köle İstiyor, Biz İse Şahsiyetli Olmayı..



 



Avrupa bir coğrafya olarak değil, orada merkezîleşmiş dünya görüşü itibariyle bizim inanç dünyamızın daima en sistematik karşı kutbu durumunda olmuştur. Miladî-711’lerde (bugünkü İspanya ve Portekiz’in üzerinde bulunduğu) İber Yarımadası’ndan kuzeye doğru ilerleyen Müslüman orduları Paris’in yakınlarındaki Puvatya’ya kadar dayanmışlar ve yaklaşık 800 yıl Hristiyanlık âleminin Avrupa’daki gövdesine, güneybatısından pençesini ciddî sûrette geçirmişlerdi.



***



Salahaddin Eyyubî’nin Haçlı Ordularını yenilgiye uğratıp, Kudüs’ü geri alması üzerinden 200 yıl geçmesine rağmen Avrupa Hristiyanlığı o yenilginin psikolojik etkisinden hâlâ da kurtulamamıştı.



Ama, artık Endulüs’deki Müslüman devletler ve beylikler zayıflamaya yüz tutup birbirleriyle cedelleşmeye girdiği ve Papalık’ın bütün gücünü oraya yönelttiği sırada, bu kez de Müslüman orduları, o dünyayı Balkanlar’dan çevirmeye başlamış ve miladî-1453’de Doğu Roma İmparatorluğu, Bizans tarihin çöplüğüne atılmıştı. Ne var ki, Bizans’ın düşüşünden 40 sene sonra bu kez de Endülüs düşüyordu.



Evet, 800 yıllık Endülüs maceramız acı bir şekilde sona ermişti.



***



Avrupa’da aslî siperini kazmış olan dünyanın bizim dünyamıza olan husûmeti deriiin bir inanç ve kültür temeline dayanmaktadır.



Aslında iki zıd değerler dünyası, gizli-açık devamlı bir savaş halindedir. Mes’eleyi sadece maddî menfaatlere veya iktidar güçleri arasındaki bir hesaplaşmaya dayandıranlar, dünyaya materyalist bir bakış açısıyla bakmanın sakatlığını yaşayanlardır.



Elbette, gerek savaşta ve gerekse hazarda, ele geçirilen veya geçirilmesi öngörülen maslahat ve menfaatler, yerüstü ve yeraltı zenginlikleri ve jeo-politik ve stratejik üstünlük hesapları da vardır, ama bunlar neticedir. Asıl mes’ele, iki zıd değerler dünyası arasındaki topyekûn bir gizli veya açık hesaplaşmadı; bir güç yarışıdır, bir bilek güreşidir.



***



1683’deki İkinci Viyana Kuşatması’nın da başarısızlıkla sonuçlanması ve 1699 yılında da Karlofça Andlaşması’yla Osmanlı’nın bir yenilgiyi resmen kabullenip barış antlaşması imzalaması, bir duraklama ve gerileme dönemine girmesi ve Lale Devri diye anılan 1730’larda artık elde edilen zenginliklerin tadını zevk’u safa içinde çıkarmaya başlayışlar.. İçinde yaşanılan zamanı, üzerinde bulunulan dünyayı tanımaya özen göstermeyen bir manevî perişanlığı beraberinde getirdi.



***



Ve sonunda, kaybedilen vatan topraklarını kurtarmak ümidiyle girdiğimiz 1. Dünya Savaşıise, ‘devlet-i ebed müddet’(sonsuz kadar yaşayacak devlet) diye kutsanan 625 yıllık Osmanlı Devleti’nin tamamen buharlaşmasıyla ve onun enkazı üzerinde kurulan yığınla devletçiklerin oluşturulmasıyla ve her birinin ensesine de emperyalistlerin kabullendiği kişi veya kadroların yönetici olarak oturtulmasıyla noktalandı.



100 yıldır büyük ve korkunç bir travma yaşadık.



***



Hatırlayalım ki, 2003 yılında dönemin C. Başkanı A.N.Sezer, Lozan Andlaşması’nın imzalanışının 80. Yıldönümünü ‘kutlamak’ için yayınladığı mesajda, ‘laik cumhuriyetimizi kendisine borçlu olduğumuzu’ belirterek o andlaşmanın bize neler getirdiğini itiraf ediyordu.



Ve, 1953 yılında da, NATO dünyası, sadece kendisine hizmet ettirmek için Türkiye’yi lûtfen üyeliğe kabul ediyordu. Avrupa Birliği’ne girmek için Aralık-1963’de Ankara Antlaşması’nı imzalanırken ise.. Zamanın başbakanı İsmet İnönü, ‘Biz bu antlaşmayı imzalamakla, sadece ekonomik tercihlerimizi ortaya koymuyor, Avrupalılaşmak yolundaki 200 yıllık hayal ve rüyalarımızın gerçekleşmekte oluşuna da imza atıyoruz..’ diyordu.



Ve geçenlerde ölen eski Almanya Başbakanı Helmut Kohl, ‘Avrupa Birliği’ne girmek isteyenler bu medeniyetin kilise gölgesinde yeşerdiğini bilmelidirler.’ diyordu.



***



Anlaşılıyor mu şimdi Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’ye kırmızı kart göstermesinin ve Tayyip Erdoğan’ın öldürülmesi için hem de İsviçre Başkanlık Sarayı önünde ve Almanya Başbakanlık binası önünde açılan flamaların sebebi..



Çünkü, bir millet uyanıyor ve kendisini dirayetle temsil eden bir kahraman temsilcisini çıkarmıştır.



AB’nin kabul edemeyeceği bir tablodur bu...



 



 



 



 SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL



star