Bu basın özgürlükçüleri darbe özlüyor
Dehşetengiz rakamı, bir basın kuruluşu vermişti: Tutuklu ya da hükümlü gazetecilerin sayısı 60 küsurmuş.
Bir de liste yayınlamışlardı.
Birkaç tanıdık isim dışında, hiçbirini tanımıyordum.
Ben tanımıyorum diye “gazeteci” sayılmayacaklar mıydı?
Dibine kadar gazeteciydiler... Ama hangi “fiillerinin” karşılığında mevkuf bulundukları yazmıyordu.
Çok geçmedi.
Rakam 75’e yükseldi.
Paul Auster’la yapılan söyleşiden sonra da 100’e ulaştığını, hatta aştığını istihbar ettik.
Haber yaptığı, yazı yazdığı, ya da “kitap çalışması” yaptığı gerekçesiyle tutuklanan 100 küsur gazeteci...
Bakınca, korkunç duruyor evet...
Darbe ve muhtıra dönemlerinde bile bu kadar çok gazeteci mevkuf değildi. Rusya ve Uganda’nın bile gerisine düşmüştük. Korkunç bir hürriyetsizlik kol geziyordu.
Ne oluyorduk?
Hakikaten ne oluyoruz?
Hükümeti “basın özgürlüğü” konusunda vuran arkadaşlar, haklı olarak bu rakamı telaffuz ediyorlar ve yine haklı olarak Rusya, Uganda, Çin, Kuzey Kore anıştırması yapıyorlar.
Diyorlar ki, “Erdoğan’ın ileri demokrasisi fikir beyan eden gazetecileri içeri tıkıyor. İleri demokrasi böyleyse, darbe yönetimleri altında inim inim inlemeye razıyız.”
İlginçtir, “darbe yönetimleri altında inim inim inleme” seçeneğini masaya süren arkadaşlar, yakın bir zamana kadar, Ergenekon ve Balyoz konusunda “ketm” bir tutum içindeydiler. Genellikle bu topa girmiyorlardı. Girme gereği duyduklarında ise, ya soruşturmaya konu olan eylemlere mazeret üretiyorlardı, ya da Ergenekon ve Balyoz iddianamesinin zayıf taraflarını bulup çıkarıyorlardı.
Pek de başarı sağlayamıyorlardı.
Daha doğrusu, gerekli etkiyi uyandıramıyorlardı.
Ne olduysa, Oda TV soruşturmasından sonra oldu.
Birden makas değiştirdiler.
Soner Yalçın, Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmalarını fırsat bilerek, “basın özgürlüğü” üzerinden bir kampanyaya yöneldiler. Hatta, araya garnitür kabilinden, bir tutam Hrant eklemeyi de ihmal etmediler. Hükümet Hrant’ın gerçek katillerini ortaya çıkarmıyormuş, “örgüt bağlantılarını” ortadan kaldırmaya çalışıyormuş, vs...
Hükümeti, Hrant cinayetiyle “bağlantısı” olabilecek örgütlerle savaştığı için tu kaka ilan eden yine bu kesimdi oysa.
Hem “Her kafa çıkaranı Ergenekoncu ilan ediyorsunuz” diyerek, Ergenekon’un suç dosyasını hafifletmeye çalışıyorlardı, hem de Hrant suikastinde “örgüt bağlantısına” götürecek isimlerin nasıl da “bir centilmenlik abidesi gibi göklere yükseldikçe yükseldiğini” yazıyorlardı.
Fakat, basın özgürlüğü üzerinden yürüttükleri kampanya başarılı oldu.
Ergenekon örgütünü ve “bağlantılarını” unutturdular.
Dış dünyayı da buna inandırdılar.
Diyelim ki, Türkiye’de ciddi bir “özgürlüksüzlük ortamı” var ve darbe dönemlerinde bile bu kadar gazeteci mevkuf değildi.
Bize, hangi gazetecinin, hangi gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklu bulunduğunu anlatacaklar...
Nedim ve Ahmet’i anlıyoruz... Tutuklu kalmalarını, en az Ergenekon savunucusu kalemler kadar, biz de eleştiriyoruz.
Bu 100 rakamını nasıl elde etmişler?
İsim ve mevkute istiyoruz...
PKK’ya kuryelik yaptığı kanıtlanan isimler de bu listeye dahil midir?
JİTEM’den para alarak kitap yazdığı öne sürülen ve önüne geleni Ermeni, Yahudi, Rum ilan eden Ergun Poyraz da bu listeye dahil midir?
Halk TV ve CHP etrafındaki “şantaj ilişkilerini” yönetmekle suçlanan Soner Yalçın da bu listeye dahil midir?
Bunları ayrıntısıyla yazsınlar...
Son soru:
Mustafa Balbay gazetecilik yaptığı için mi, yoksa “darbeci generallerle teşrik-i mesaide bulunduğu” için mi içeridedir?
Star