One Minute, Laiklik ve Allahaısmarladık
Yusuf (a.s.) gibi olayları tevil etmek için çaba göstermek yerine, olayların biçimselliğine bakmakla yetinenler, Mısır’daki büyücülerin illüzyonlarla yanılttığı insanlar gibi, olayların arkasındaki hakikati göremeyecek ve sadece kendilerine gösterilene inanacaklardır. Egemenler içinse bu bulunmaz bir nimettir. Yani olayları anlama ferasetinden yoksun, illüzyonlarla aldatılarak sürüleştirilmiş bir toplumun yönetilmesi.
İşte Tayyip Erdoğan’ın “One Minute” olarak ünlenen İsrail Cumhurbaşkanı karşısındaki çıkışını da, hemen aynı tarihlerde ABD’nin başına, on yıl öncesine değin düşünülmesi dahi muhal olan zenci bir devlet başkanının gelişi ile birlikte, dünyanın son dönemde girdiği değişimin bütünlüğü içerisinde okuyamayanlar, bu çıkışın aslında bu genel eğilimin bir tezahürü oluşunu da göremeyeceklerdir. Yani dünyanın son dönemde evrilmekte olduğu stratejik gidişat, artık her iki muhal olayın da normalleştiği bir eğilime işaret etmektedir. Bunları daha derinlerdeki küresel bir değişimin işareti değil de bizzat bu değişimi yaratan birer cesaret olarak görenler, bu illüzyonların oluşturduğu rüzgârın etkisi altında, gerçekte aynı stratejik mantığın bir sonucu ve dolayısıyla da işareti olan Mısır’daki laiklik mesajını da tevil etmek için bir yığın laf cambazlıklarına girişeceklerdir.
Meseleye bu şekilde bakamayan ve Davos çıkışını bu şekilde okuyamayan illüzyonperestler, bu çıkıştan bir efsane ürettiklerinden, şimdi Mısır “gafletini” yorumlama konusunda oldukça söylemsel sıkıntılara girmiş bulunmakta ve düne kadar karşısında konuşlandıkları laikliğin tavsiyesinde tezahür eden bu mantığı anlamak yerine, bunu nasıl tevil ve örtbas edeceklerini ise bir türlü bilememekteler. Eh! Ne diyelim, padişaha dalkavuk olmak kolay değil. Bugün ak dediğine yarın kara deme “rahatlığı”na ve “marifeti”ne sahip olmayı gerektirir. Yahut da “ben patlıcanın değil, padişahımın dalkavuğuyum” deyip kurtulmak da mümkün!
Oysa Davos’ta “One Minute” diyen kişi ile Mısır’da laiklik tavsiye eden kişi aynı kişidir, mantık da aynı mantıktır. Bu kişi Mısır’da laiklik tavsiye edebildiği için Davos’ta da “One Minute” diyebilmiştir. Ya da dünyadaki yeni gidişatın artık bu tür söylemleri mümkün kıldığının farkına kendisini yüceltmekten gözleri körleşenlerden daha erken varmıştır. Zaten liderleri öne çıkaran biraz da bu ferasetleridir. Ama entelektüelleri aydın kılan da olayları okuma konusunda gösterdikleri basiret kadar, dürüstlük ve cesarettir. Yoksa salt durdukları yeri ve bağımlı oldukları hegemonyayı tahkime dayanan bir malumatfuruşluk değil.
Evet, daha önce hiçbir Türkiye Başbakanı Davos’taki böylesi bir çıkışı yapma cesaretini gösteremezdi; ama hiçbir Türkiye Başbakanı da Mısır gibi önemli bir İslam ülkesine gidip, laiklik tavsiye de edemezdi/etmezdi. Oysa hiçbir İslam ülkesi laik değildir ve hiçbir İslam ülkesinin laikliğe de ihtiyacı bulunmamaktadır. Çünkü İslam kendi özünde zaten dinsel azınlıklara ya da varlıklara laikliğin güvenceleyeceğinden daha fazla bir özgürlük ve güvence vermektedir. Ama buradaki laikliğin mesajı ve anlamı farklıdır. Bu mesajla Sayın Başbakan, bir yandan batı dünyasına kendi temsil etmekte olduğu duruşla ilgili olarak bir işaret gönderdiği gibi, öte yandansa Mısır’la birlikte bir anayasa hazırlığında olan Türkiye’ye de bir mesaj göndermekte ve müstakbel anayasanın olmazsa olmazlarının altını çizmektedir. Tıpkı ana dille eğitim hakkına ilişkin çizdiği o kalın çizgi gibi. Dolayısıyla yeni anayasa ile amaçlanan da yeni bir cumhuriyet olmayıp, cumhuriyetin restorasyonundan başka bir şey değildir.
Dolayısıyla Başbakanın her iki çıkışı, gerçekte aynı mantığın bir sonucudur. Çünkü yeni teşekkül eden dünyada İsrail artık eskisi gibi etkili bir aktör ve batının İslam dünyasındaki bir koçbaşı olmaktan çıkarılmakta, yerine ise kapitalist hegemonyayı İslam dünyasına yaymakta daha güvenilir olan farklı müttefikler ikame edilmektedir. Öyle ki bu konuda ABD, Erdoğan’dan bile daha “yumuşak” ve “ilkesiz”dir. Çünkü işgali altında tutuğu iki İslam ülkesinin, Irak ve Afganistan’ın işgal altında yapılan anayasaları laikliğe değil, bu toplumların doğasına uygun bir biçimde şeri hükümlere dayanmaktadır.
Şüphesiz bunları söylemek ne Erdoğan’ın yaptıklarını ne de Arap dünyasında ortaya çıkan bu hareketleri küçümsemek ve bunları doğrudan batı etkisi ya da iznine bağlamak anlamına gelmektedir. Her ne kadar içinde bulunduğumuz dünya, toplumları özerkleşmelere doğru teşvik eden, yerel inisiyatifleri önemseyen ve bu inisiyatiflerin küresel ölçekte bir performansa dönüşmesini arzulayan, dolayısıyla aşkıncı bir belirlemeden ve buna tâbilikten çok içkinci bir özgürleşmeyi amaçlayan bir dünya olsa da, verilen mücadelelerde de ortaya konulduğu gibi, sonuçta bunları hak etmek için bile bir cesaret ve liyakat gerekmektedir. Nitekim Arap Baharı olarak adlandırılan ve son tahlilde Arap toplumlarını geçmişe göre daha olumlu şartlara doğru değiştiren hareketler de ancak bu cesaret ve liyakatın olduğu yerlerde gerçekleşebilmiştir.
ALLAHAISMARLADIK
İki yılı aşkın bir süredir, Özgün Duruş Gazetesinde birlikte olduk ve olayları birlikte okumaya, mümkün olduğu ve gücümüzün yettiği ölçüde hakikatleri dile getirmeye ve doğru yerde durmaya çalıştık. Olaylara bakarken ise, kınayıcıların kınamasına aldırış etmeksizin, mevcut siyasal stratejiler ve geleneksel teamülleri değil, Hakkı ve Hakikati öne alarak bakmaya çalıştık. Özgün Duruş, farklı ve aykırı bir ses oldu. Mazlumlar, madunlar ve mahrumların sözcüsü olmaya çalıştığı gibi, zulmü ve sosyopolitik illüzyonları da deşifreye çalışan, muhalif, eleştirel ve özgürlükçü bir bakma ve okuma mantığı ve hattı oluşturmaya çalıştı. Tüm bunları ne ölçüde ve nereye kadar başardığı ise tartışılır elbette.
Şimdi ise Gazete, yeni bir kadro ile bu yürüyüşünü sürdürmeye çalışacak ve belki daha farklı gerekçelerle daha farklı bir perspektif ortaya koyacak. O nedenle bu yeni dönemdeki arkadaşlara başarılar dilerken; bu son yazımla, sizlere allahaısmarladık diyerek, hakkınız helal etmenizi diliyorum…
04.10.2011
Özgün Duruş