Yeni Üyelik - Şifremi Unuttum
Arama    
"Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun." Nur Suresi - 2
* Obama: Afganistan'da Zor Günler Bizi Bekliyor! * Sivil Yahudiler de Filistin'li Avında ! * 'Ümmet diyeni yok ettiler' * "Bizi bitirecekseniz önce içinizi temizlemelisiniz" * Şifre bu paşadır * Vicdani Ret tartışması * Mescid-i Aksa İçin Tehlike Çanları Çalıyor * Sendikalardaki Yolsuzluklar Kitap Oldu * 19 Mayıs'ta Resmi Geçit Bitti; Pasta ve Festival Verelim! * Son Osmanlı Padişahının cenazesine haciz konmuştu

SON DAKİKA

ANA SAYFA

SİTENİZE EKLEYİN

RADYO DİNLE

Linkler

AKSİYON

ANADOLU GENÇLİK DERGİSİ

GENÇ BİRİKİM DERGİSİ

HAKSÖZ DERGİSİ

UMRAN DERGİSİ

VUSLAT DERGİSİ

İKTİBAS

YORUM DERGİSİ

İSLAMİ YORUM

AHMET VAROL

Aktif Haber

ANALİZ MERKEZİ

ANSAR DE

AYETLER COM

DENİZ FENERİ

DİNİ 100 NET

DÜNYA BÜLTENİ

Enfal de

FİLİSTİN ENFORMASYON MERKEZİ

HABER VAKTİ

HABER VAKTİ

HARUN YAHYA

HAYRETTİN KARAMAN

KUDUS YOLU

M.ENGİN NOYAN

MAZLUMDER

MUSTAFA İSLAMOĞLU

MÜLÜMAN GENÇ

Süleymaniye Vakfı

TEFSİR DERSLERİ

TEVHİD HABER

TEVHİDE DOĞRU

TİME TÜRK

İ H H

YARDIMELİ DERNEĞİ

İKRA İSLAM

İLKAV

İSRA HABER

Özçgün Duruş

ÖZGÜR DER

SAAT KAÇ

T.C. Kimlik Numarası

BUGÜN

MİLLİ GAZETE

SABAH

STAR

TARAF

YENİ AKİT

YENİ ASYA

YENİ ŞAFAK

ZAMAN

ZAMAN AİLEM

ADANA BARIŞ RADYO

ADANA RADYO HAYAT

AKSARAY KENT FM

ANKARA ARİFAN RADYO

ANKARA DENGE RADYO

ANKARA HEDEF RADYO

ANKARA RADYO VAKİT

ANTALYA DİLARA FM

BATMAN GENÇLİK FM

BOLU ŞAFAK FM

BURSA ÇINAR RADYO

BURSA RAHMET FM

ÇORUM ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR NUR RADYO

ERZİNCAN GÖKSU FM

ISPARTA DİLARA FM

KARAMAN GSRT FM

KAYSERİ ART FM

KAYSERİ ARİFAN RADYO

KAYSERİ FURKAN RADYO

KAYSERİ RADYO AS

KAYSERİ ŞAFAK RADYO

KIRIKKALE ANADOLU FM

KIRŞEHİR GENÇLİĞİN SESİ FM

KOCAELİ ANADOLU RADYO

KOCAELİ MESAJ FM

KONYA GENÇLİK FM

KONYA GÖZYAŞI FM

KONYA RADYO EN

KONYA RİBAT FM

KONYA İSRA FM

MALATYA SELAM RADYO

MARDİN CEMRE RADYO

MUŞ RADYO 1071

NİĞDE UMUT FM

SAKARYA HİLAL FM

SİVAS RADYO GÜNEŞ

SİVAS RADYO HİLAL

URFA RADYO MEDYA

URFA RADYO MEGA

İÇEL ÇAĞRI FM

İÇEL İSTİKLAL RADYO

YOZGAT UFUK FM

İRİP RADYO

İSTANBUL AKRA FM

İSTANBUL MARMARA FM

İSTANBUL MORAL FM

İSTANBUL RADYO MEKTUP

İSTANBUL ÖZEL FM

İZMİR RADYO BAŞAK

24 HABER TV

BUGÜN TV

HİLAL TV

KANAL 7

KANAL A

SAMANYOLU HABER TV

SAMANYOLU TV

TGRT HABER

TV 5

TV NET

ÜLKE TV

Namaz Vakitleri

8 Kasım 2010 dan beri

Bugün 15156
Toplam 8699922
En Fazla 78330
Ortalama 22307
Üye Sayısı 87
Bugün Üye Olan 0

Mevlit Kandili

Mevlid, doğum zamanı demek ve Mevlid ge- cesi de Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Geçen yıl hatırlarsanız bu gece sevgililer günü ile aynı döneme denk gelmişti. Bu dönemde din adına konuşan kimi çevrelerin ne tür yorumlarda bulunduklarını aktarmıştık. Tamamen ticari amaç taşıyan, Müslüman kişilerin belleklerine
2012-05-22 - 10:03
Mevlit Kandili
03.02.2012 14:00

Mevlid, doğum zamanı demek ve Mevlid gecesi de Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Geçen yıl hatırlarsanız bu gece sevgililer günü ile aynı döneme denk gelmişti. Bu dönemde din adına konuşan kimi çevrelerin ne tür yorumlarda bulunduklarını aktarmıştık. Tamamen ticari amaç taşıyan, Müslüman kişilerin belleklerine dahi yerleştirilmesi işlevi gören sevgililer gününün nasıl İslami bir şekle dönüştürülerek anlatıldığına da şahit olduk.

Neyse ki sevgililer günü bu sene bu gün için gündemimizde olmayacak. Aslında Mevlit kandili ile ilgili araştırmalarımızda da karşımıza çıkan birçok bilginin hurafelerden başka bir şey olmadığı görülüyor.

Bu konuda da iş çığırından epey çıkmış gibi görünüyor. Peygamberimizi (S) sevdiğimizi belirten sözler söylemenin kişiyi cennete götüren bir amel olduğu ile ilgili birçok zayıf, uydurma hadislere rastlayabiliyorsunuz.

Bu gecede okunan bir de Süleyman Çelebi’nin yazdığı Mevlid-i Şerif var. Bu kitaptaki sözler belli bir makamla okunuyor. Bu kitabın yazımı ile ilgilide ilginç notlar var.

“Mevlid-i Şerif'in müellifi Sultan Birinci Murâd Hanın vezirlerinden Ahmed Paşanın oğlu, Şeyh Mahmûd Efendinin torunu Süleyman Çelebi'dir. Mevlid-i Şerif'in bulunduğu "Vasilet'ün-Necat" adlı eseri 60 yaşında yazdığı rivayet edilir. Eserini yazmasının sebebi olarak gösterilen hâdise hakkında; Künh-ül-Ahbâr, Güldeste, Tezkire-i Latîfî ve başka kaynaklarda geniş bilgi vardır. Süleyman Çelebi'nin vefatı için düşürülen tarih, "Râhat-ı ervâh"tır. Mezarı, Bursa'da Çekirge yolu üzerindedir. İyi bir tahsil gören Süleyman Çelebi, Bursa’daki Ulu Caminin baş imamlığına getirildi. Bu camideki imamlığı sırasında, bir gün İranlı bir vaiz, vâz ve nasihat ederken, Bakara suresinin iki yüz seksen beşinci âyet-i kerîmesinin; "Biz Allahü Teâlâ’nın Peygamberlerinden hiç birinin arasını ayırt etmeyiz (hepsine inanırız). Duyduk ve itaat ettik." meal-i şerifini tefsir ederken de; "Hazret-i Muhammed ile hazret-i İsa arasında hiçbir farklılık, üstünlük yoktur." diye, kendi kafasına, bozuk inanışına göre tefsîr etti. Cemâat arasında bulunan bir kimse dayanamayıp, ayağa kalktı ve; "Ey câhil! Kendi kafana göre nasıl tefsir edebilirsin? Sen bu ilimde çok gerilerdesin. Hiç peygamberler (aleyhimüsselâm) arasında üstünlük farkı olmaz olur mu? Elbette peygamberimiz Muhammed (aleyhisselâm), bütün peygamberlerden daha üstündür. Burada fark yoktur demek, nübüvvet ve risâlet yönünden fark yoktur demektir. Üstünlükler, mertebeler yönünden değildir. Burada; "Birinin peygamberliğini kabul edip, diğerini kabul etmeyerek aralarında bir ayrılık gütmeyiz. Her birini kendi derecelerine göre peygamber olarak kabul ederiz" buyrulmaktadır. Bundan, derece ve faziletleri aynıdır anlamı çıkmaz. Bunun ispatı ise, yine Bakara suresinin iki yüz elli üçüncü ayet-i kerimesidir. Burada mealen; "Bu (surede sözü geçen) peygamberlerin bir kısmını, kendilerine verilen özelliklerle diğerlerinden üstün kıldık." buyrulmaktadır. Görüldüğü gibi, bu iki ayet-i kerime, bizim âlimlerimizin tefsir ettiği gibi birbirlerini doğrulamaktadır. Hâlbuki senin bozuk düşüncene göre birbirlerini tekzip etmektedir ki, hâşâ bu olamaz!" gibi pek çok sözler söyledi, pek çok deliller getirdi. Neticede İranlı vaiz, yanlış düşündüğünü kabul etti. Bütün bunlara şâhid olan Ulu Cami baş imamı Süleyman Çelebi, bu hâdiseden dolayı çok duygulanmış ve meşhur Mevlid-i Şerifini yazmıştır. Mevlid-i Şerif’inde, hep Ehl-i sünnet itikadını anlatmıştır.” (Amerika Müslümanlar Birliği, internet sayfası)

Burada da görüldüğü gibi ayet bile bu kimseleri tüm Peygamberlerin Allah katında bir olduğuna inandıramamış. Peygamberimizi (S) yücelten nağmeler okunarak büyük bir iş yaptıkları konusunda kendilerini şartlandırmışlar. İslam tamda törensel bir seremoniye dönüştürülmüş. Bu gecelere katılanlarımız bilir, Peygamber efendimiz (S) övülüp onun mucizeleri, nasıl faziletli birisi olduğu anlatıldıktan sonra O’ndan bol bol şefaat de istenir. Biz Müslümanlara şefaat etmesi için dualarda bulunulur. Bu konuda bende birkaç ayet belirteceğim ama bu Peygamberimizi (S) çok seven! ama onun getirdiği İslami düzeni yeniden kurmak için hiçbir çaba sarf etmeyen bağlıları bu ayetlere de yanlış anlıyorsunuz diyeceklerdir. Ben yinede ayetleri vereyim ki yaptıkları şeylerin gerçekten boş şeyler olduğunu belki anlayanları çıkar.

“Yoksa Allah'tan başka şefaat ediciler mi edindiler? De ki: "Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?” (Zümer Suresi, 43)

De ki: "Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz." (Zümer Suresi, 44)

“Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka.” (Necm Suresi, 26)

Namazlarında sürekli Fatiha suresinde “yalnız senden yardım dileriz” diyen cemaat İslam’dan çok sonraları çıkan Mevlitte Peygamberimize (S) ithafen söyledikleri “Sen gittin derdimizi dinleyen yok, yardım edenimiz yok “sözlerinin nasılda yanlış bir söz olduğunun farkında değiller.

Zaten şöyle bir çevremize baktığımızda bu insanların normal zamanda yapmadığı ibadetleri bu tarz gecelerde yaptıklarını görüyoruz. Oruç tutmak çok zor olmasına rağmen orucunu tutmaya çalışır, normalde namaz kılmayanlar bu gecelerde camileri doldurarak namazlarını kılmaya çalışırlar. Fakat her ne hikmet ise toplumumuzda öylesine derin bir dini kamuoyu! vardır ki bir türlü bu tarz gecelerde Kur’an’ı kendi dillerinde okumaları gerektiğini düşünemezler. İş o noktaya geliyor ki Bu gecelerde Kur’an’ı anlamı ile okuyup Allah’ın sözlerini hayatımıza aktarmamız gerekirken bu işin yerini birde mevlid-i şerif denilen bir şey almış. Kur’an kendi ifadesi ile ‘’ insanlara yol gösterici, doğru yola iletici, eğri ile doğruyu birbirinden ayırt edici olarak indirilmiştir.(Bakara–185) Yani yol gösterici olan Kur’an’dır. Peki kendi dillerinde Kur’an’ı okumayan, bu tarz gecelerde sürekli anlamadıkları bir dilde hatim! İndiren dini törenleştirip hayatlarından çıkaran bu kişiler nasıl doğru yolu bulacaklar ve nasıl Kur’an’ın belirlediği doğru ile yanlışı birbirinde ayırt edeceklerdir ki? İşte burada müthiş bir çelişki ile karşı karşıya kalıyoruz. Zaten bu çelişkili durumumuz kutlamaya başladığımız mübarek gün ve gecelerden itibaren başlıyor.

Halbuki halk arasında bilinen, bir bütün olarak üç ayların tamamı ayrıca kandil geceleri, Ramazan ayı, Kadir Gecesi, Cuma günü gibi mübarekliği ayet ve hadislere dayandırılan gecelerden sadece "Kadir Gecesi’" ve "İsra" Kur’an’da bahsedilmektedir. Fakat ne Kur’an’da ne de Peygamberimizin (S.A.V) hayatında halkın genelinin anladığı şekilde bir gece ya da kutsal gün anlayış biçimi bulunmamaktadır. Halk arasında Peygamberimizin (S) tavsiye ettiğinin söylendiği bir gece olan "Berat Gecesi"nin nasıl vuku bulduğuna göz attığımızda bu konuda söylenmek istenilen şey daha iyi anlaşılacaktır.

"Berat Gecesi"nin varlığına dayandırılan ayetler Duhan Suresinin ayetleridir. Yüce Allah, Kur'ân'da şöyle buyurmaktadır: "1. Hâ-mîm, 2. Düşün özünde açık olan ve her hakikati bütün açıklığıyla ortaya seren bu ilahî kelamı! 3. Biz onu kutlu bir gecede indirdik: zaten Biz, (insanı) her zaman uyarmaktayız. 4. O (gece)de, bütün (iyi ve kötü) şeyler arasındaki farklılık, hikmetle ortaya konmuştur, 5. Katımızdan bir emir gereği: çünkü Biz (doğru yola ileten mesajlarımızı) her zaman göndermekteyiz..."

Bu ayette geçen "gece" kelimesi ile, Tirmizî'nin Sünen'inde, "Yüce Allah Şaban ayının ortasındaki gecede dünya semasına iner. Kelb Oğulları koyunlarının tüyleri sayısından daha çok insanı affeder..." şeklinde ve diğer kitaplarda geçen rivayetlerdeki "gece" kelimesi, birbirleriyle örtüştürülerek(!) "berat" gecesi diye isimlendirilen bir gece ihdas edilmiştir.

Özellikle halkın elinde dolaşan (maalesef çoğu tasavvuf kaynaklı) klasik kitaplarımızda geçen şu hadis de Duhan suresindeki mezkûr ayetlerle, bilhassa dördüncü ayetteki "O (gece)de, farklılık ortaya konmuştur" ifadesiyle örtüştürülür: "Şaban ayının 15. gecesinde, Allahu Teala gelecek sene o geceye kadar bir senelik işleri tedbir, takdir ve tayin eder. O yıl içinde ölecek olanların isimleri yaşayanlar defterinden, ölüler defterine geçirilir, o sene hacca gidecek olanlar yazılır, doğacak ve ölecek olanlarla bütün canlıların yaşaması için gerekli ihtiyaç maddeleri o gece tespit ve takdir olunur. Herkesin amel ve işleri Allahu Teala'nın huzuruna bu gece çıkarılır..."

İslamî ilimlerle az çok uğraşan herkes, "Hadis Usulü" ilmindeki şu kaideyi hatırlarlar: "İlk dönem İslam alimleri/muhaddisler, ahkam ifade eden konulardaki hadisleri almakta/kabul etmekte gösterdikleri titizlikleri, diğer hadisler özellikle de fezâil (faziletler) ile ilgili hadislerde göstermemişlerdir." Bu yüzden "faziletli amel" veya "faziletli ..." şeklindeki ifadelerin yer aldığı hadislerin çoğunun "zayıf veya uydurma" olabileceğine işaret etmişler ve bu hususa bizim dikkatlerimizi çekmişlerdir.

Yukarıdakiler göz önüne alınınca, şu anda Müslümanlar arasında rağbette bulunan "mübarek günler ve geceler" konulu kitaplarda yer alan hadislerin, neredeyse tamamının, zayıf, uydurma ve esaslı hadis kitaplarında yer almayan veya yer alsa da zayıflığına işaret edilen hadisler oldukları gözlenebilir. Tabii böyle mübarek(!) bir gece düşünülünce, o gecenin ihyası için şu kadar rekâtlı ve şöyle dualarla meşgul namaz vb. ibadetler de beraberinde zikredilerek Hz. Peygamber (S)'e isnat ettirilecektir.

Durumun aşağıda temas edeceğimiz mantığı belli olmakla beraber, yukarıda zikredilen ayetin Berat gecesiyle ilgisinin olmadığını da belirtmek gerekmektedir. Yine böyle bir gecenin, Hz. Peygamber (S) ve sahabesi tarafından ihya edilmesi/kutlanması gibi bir geleneğin olmadığı da herkes tarafından bilinmektedir. Zaten herhangi bir şer'î dayanağı bulunmadığından halk arasında yaygın hale getirilmiş olan ve bazı mübarek gecelere mahsus olduğu zannedilen namazları, cemaatle kılmak bidat olduğu için de, mekruhtur.

Yine önemle belirtilmesi gereken bir başka husus da, bu konularda zikredilen ve Allah'ın kullarını ibadete yönlendirmeyi hedeflediği düşünülen bu hadislerin(!), teker teker incelendiği zaman, çoğunun Kur'ân'a ters ve kendi aralarında da çelişkili oldukları müşahede edilebilir. Sadece birini örnek verecek olursak: "...Allah bu gecede kendisine şirk koşmayan herkesi mağfiret eder, ancak, büyücü, falcı ve devamlı şarap içenler, riya ve zinada ısrar edenler bu af ve mağfiretin dışında kalırlar. Ancak tevbe ederlerse hariç."

Sonuç, bu hale "din" demek gibi bir cüreti bile kabullenmekten kaçınmamız gerekirken, "insanları ibadete teşvik etmek gayesiyle" belli günleri kendisi istemeksizin "Allah'a has" kılmaktır. Bunun mazereti ne olabilir? O'nun noksanını mı tamamlamaya çalışıyoruz?

Böyle bir anlayış, "her gün rezil, ... gecesinde âbid" olan kulların sayısını artırmamış mıdır?

Her gün yaşanması ve hayata geçirilmesi istenen dinî zihniyetin, belli gün ve gecelere tahsis edilmesi, bunun sonucu değil midir? Mesela, ülkemizdeki birçok şehirde "kandil münasebetiyle kapalı" bar, pavyon, kumarhane vs. bu anlayışın uzantısı değilse nedir?

İnsanların zaten dinden ve ibadetten uzak olduğunu, hiç olmazsa kandiller vesilesiyle cami ve ibadete yöneldiklerini, bu yüzden bunların bidat da olsa yapılmasını ve yaşamasını" istemenin mantığı ile hareket edenler, "dini belli günlere tahsis eden ve sadece o günleri öne çıkaran ve o günler vesilesiyle kurtuluşa ereceğini zanneden "Hıristiyan" mantıklı anlayışı öne çıkarmış olmuyorlar mı?

- "Böyle bir geceyi ihya etmek suretiyle, bir yıl ihya edilmiş olunur" anlayışı da, insanların "köşe dönme" mantığına destek olmuyor mu? Bakın etrafınıza, bunun misallerini ve kendi nefsinizde de icraatını müşahede etmiyor musunuz?

- "Fazla mal göz çıkarmaz, fazla ibadetten ne zarar gelir" demek de çözüm değildir. Çünkü dinin sahibi ve bildireni olarak Allah, tatbikatçısı olarak da Peygamberi, kullara böyle bir mükellefiyeti yüklemediği gibi, daima zikir ve tefekkür halinde olmasını ve böylece de "müslüman zihinli" şahsiyetlerin oluşmasını arzulayan hedefleri de sapmış olmaz mı? Çünkü "daima" yerini "bazı gün ve gecelere" bırakmıştır. Sonuç açıktır: Bidatlere boğulmuş, sapmış ve tahrif edilmiş bir din. Bu, bidatleri savunmaktan başka bir şey de değildir.

Heyhat, bazı özel gün ve gecelerin insanlar üzerindeki psiko-sosyal fayda ve tesirlerinin yazılması beklenen(!) bu tarz bir yazının sonucu nereye vardı... Bu yüzden birileri, "bir tek kandillerimiz kalmıştı, onu da elimizden çıkarmaya çalışıyorlar" demesinler. Ben dini zorlaştırmak ve kolaylaştırmak gibi bir hedef de gütmüyorum. Çünkü dinin bizzat kendisi kolaydır ve ben, size -kanaatimce- daha doğru ve asıl olanı tavsiye ediyorum, üstelik benim diyeceğim belki de daha zor olanı: "Devamlı Adam Gibi Müslüman Olmak." Aslında zor görünse de mümine kolay gelen budur: "Bazı geceler ve günlerde değil, daima müslüman olmak ve daima müslümanca düşünmektir.’’ (Dr. M. Hanefi PALABIYIK)

Dr. M. Hanefi Palabıyık’ın yayınlanan bu makalesinde bahsedilen konular umarım bu gün ve gecelere bakışımızı doğru yöne kanalize edecektir.

Sözün özü bizleri Allah katında değerli yada değersiz kılacak şey Kur’an’da geçen emir ve yasaklara gösterdiğimiz olumlu ya da olumsuz tavırlarımızdır. O halde bizlerin en öncelikli yapması gereken şey Kur’an’ı kendi dilimizde okuyup hayatımızda yaşamaya çalışmaktır. Tüm bunları yapmaya ikna olmamız Kur’an’ın nasıl bir kitap olarak gördüğümüzle alakalı bir meseledir.

“O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. O, muttakiler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.” (Bakara, 2)

“Bunlar, kendi içinde apaçık ve tutarlı olan ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan ilahî kelâmın mesajlarıdır.” (Şuara, 2)

“Elif-Lâm-Râ. Bunlar, doğruyu/gerçeği apaçık gösteren, kendisi de açık olan kitabın mesajlarıdır.” (Yusuf, 1)

Bugün insanların Kur’an ile buluşmasında, vahiy ile nefislerini arındırmasında ve hayatlarını Allah’ın ayetleri ile yönlendirmesindeki en önemli engellerin başında “Kur’an’ın herkes tarafından anlaşılamayacak bir kitap olduğu” önyargısı gelmektedir, bu listenin devamı da vardır. Kişilerin Allah’ın vahyi ile doğrudan muhatap olmasının önüne bir sürü şart koyulmuş: Çok iyi bir Arapça bilgisi; tefsir usulü, hadis ve hadis usulü, fıkıh usulü, nüzul sebepleri, muhkem/müteşabih, nasih/mensuh ayetler bilgisi, İslam tarihi, İslam düşünürlerin klasik eserleri, cahiliyye şiiri, Arap edebiyatı, Arap ve Ortadoğu tarihi, siyaset, ekonomi, fenbilimleri... Tüm bu alanlarda detaylı bilgiye vakıf olmadan Kur’an’ın sıhhatli bir şekilde anlaşılamayacağı kesin ifadelerle ileri sürülerek, adeta insanlar Kur’an’dan uzaklaştırılmaktadır.

Kur'an'ın anlaşılmayacağı, anlayabilmek için ciltler dolusu kitap okumak gerektiği şeklinde ileri sürülen görüşleri; “Biz onları anlayasınız diye indirdik” (12/ Yusuf,2); şeklindeki ayetler reddetmektedir.

“Akledesiniz diye indirdik” (Zuhruf,3);

“Güçlük çekesin diye indirmedik” (Tâhâ 2);

“Öğüt alasınız diye kolaylaştırdık" (Kamer,17, 22, 32, 40)

"İşte bu yüzden bizler; Kur’an ile arınmak ve arıtmak; nefsimizi, hayatımızı, yakın çevremizi, dost ve düşmanlarımızı Kur’an’ın mesajlarıyla tanıştırmak zorundayız. Kur’an’ın anlaşılmasının ve yaşanmasının önündeki iç ve dış engelleri ortadan kaldırmak, insanları yeniden ve daha doğru usullerle Kur’an ile buluşturmak gerekiyor. İnsanların Kur’an’ı anlayamayacağını, onu anlamak için “onlarca ilim öğrenmek, binlerce sayfalık bir külliyatı su gibi içmek ve a’dan z’ye herşeyi harfi harfine bilmek gerekir” diyenlere inat Kur’an’la tanıştırmalı, buluşturmalıyız. Yine ve yeniden... Bıkmadan, usanmadan. Samimi bir niyetle ve anlamak maksadıyla tekrar tekrar okudukça daha iyi, daha çok anlayacağız. Çünkü bunu bize Rabbimiz söylüyor. O Kur’an “apaçık” ve “anlaşılır” derken, onu “kolaylaştırdığını” söylerken, “anlamak için” gönderdiğini bildirirken, üzerinde “düşünmemizi” isterken ve hayatımızda vahyin şahitliği yapma sorumluluğunu yüklerken, Kur’an’ı “anlaşılmaz ya da anlaşılması çok zor” görenler, Allah’ın ayetleriyle düştüğü çelişkiyi kabul etmek yerine “ama” diyerek başladıkları cümleleri sıraladıklarında neyi/neden koruduklarını düşünmektedirler?’’ (TOKAD)

Umulur ki neredeyse Kur’an’dan fazla okunmaya çalışılan ve içerisinde Kur’an’a tamamen çelişen sözler bulunan Mevlid-i Şerif gibi şeylerin önemsemekten vaz geçeriz. Hıristiyan kültürüne ait olan bu tarz kutlamaları sırf Allah’ın dinini tahrif edip laiklere hoş görünmek isteyen aldatıcılarımız böyle istiyor diye yapıyor olmayız.

Bu tarz bir yanılgı içerisinde olan ya da bunu bir şekilde saklama gerekçesi olanlar, hidayet yolunu gizleyenler için Rabbimiz çok kötü bir sonu müjdelemektedir. Umulur ki bu duruma düşmekten korkulur.

“İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lanet ediciler lanet eder.” (Bakara, 159)

 

İktibas


Keyword : -
Bookmark and Share
 

DİĞER HABERLER

Her şey caizdir!

İslâm'a taalluk eden ihtilaflı konularda iki ekstrem uç birbirini meşrulaştırarak hem taban buluyor, hem de biri diğerinin varlığına yaslanarak hayat
Kadir Kıymet Bilmek

17 Mayıs 2010 tarihinde IHH’nın Afganistan’ın Kunduz kentinde açmayı planladığı yetimhane için arsa bulma gayesiyle yola çıkan ve dönüşte uçağın düşme
'Ümmeti birleştirmek farz, bölmek haramdır'

Hayrettin Karaman'ın “Bölünmeye giden yol kapatılmalıdır” yazısı üzerine gelişen “Üniter devlet, İslam'ın şartı mıdır?” sorusuna bugünkü yazısı ile ne
Fitne (2)

Bir önceki yazımızda “fitne”nin kök anlamını vermiştik: “Altının cevherini cürufundan ayırmak için ateşte ergitilmesi işlemi.” Buradan yola çıkarak,
Durdurun Treni, İnecek var
İsmini anmayayım… Bir zat-ı muhterem için çoktandır mehdilik iddiasında bulunuyor rivayeti almış başını gidiyor. TV programlarından birinde soruyo
Modern Petperestlik: Futbol Fanatizmi
Yaklaşık on iki yıl önce 2000 yılında, 28 Şubat sürecinde muhacir olarak bulunduğum Almanya’nın Duisburg şehrinde şiir formunda yazdığım, ancak yayınl
Gezi ve Muhasebe
Her insanın bir gün gidip görmeyi, sokaklarında dolaşmayı, havasıyla birlikte tabii güzelliklerini, tarihini teneffüs etmeyi hayal ettiği bir şehri va
Gezi ve Muhasebe
Bizler rabbimizle bağımızı gevşetince onlar bizi cahil bıraktılar. Önce ruhumuzu, bilincimizi, rabbimizden olan güç kaynağımızı elimizden aldılar, son
Çeçen dağlarında mücahitler var!
İmam Gazi Muhammed, İmam Hamzat, İmam Şamil’le başlar ve devam eder göğsümüzü kabartan şanlı direniş. Dudayev, Basayev, Hattab, Yandarbiyev, Maskhadov
Hasenu'l-Bennâ ve İhvan
Devletin tetikçileri tarafından kurşunlandı, yaralı olarak hastahaneye kaldırıldı, fakat tedavisine imkan verilmediği için kan kaybından şehid oldu.
1 - Obama: Afganistan'da Zor Günler Bizi Bekliyor!


Atasoy Müftüoğlu

Şanlıurfa'da Atasoy Müftüoğlu rüzgarı

09/05/2012 - 05:32

Atasoy Müftüoğlu
Abdurrahman Dilipak
Abdulhakim Beyazyüz
Adem Yavuz Arslan
Abdullah Büyük
Ahmet Altan
Ahmet Kekeç
Ahmet Taşgetiren
Ahmet Turan Alkan
Ahmet Varol
Akif Emre
Ali Bulaç
Ali Atıf Bir
Ali Karahasanoğlu
Ardan Zentürk
Alpaslan Kuytul
Aziz Üstel
Asım Yenihaber
Cihan Aktaş
Cihad Kayaduman
Demet Tezcan
Elif Çakır
Emre Aköz
Engin Ardıç
Ersoy Dede
Esra Uçar
Ergun Babahan
Fehmi Koru
Feyza Gümüşlüoğlu
Fatma Tuncer
Faruk Köse
Gülay Pınarbaşı
Gültekin Avcı
Hamza Türkmen
Hakan Albayrak
Hayrettin Karaman
Hasan Karakaya
Hilal Kaplan
Hikmet Genç
İbrahim Karagül
İbrahim Sediyani
İhsan Dağı
İskender Pala
Kazım Sağlam
Kemal Özer
Kenan Alpay
Mehmet Göktaş
Mustafa Armağan
Merve Kavakçı İslam
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Karaalioğlu
Mustafa Özcan
Mustafa Ünal
Nasuhi Güngör
Nusret Çiçek
Nurettin Şirin
Ramazan Kayan
Selahaddin E. Çakırgil
Salih Tuna
Serdar Arseven
Serdar Demirel
Süleyman Yaşar
Sibel Eraslan
Şamil Tayyar
Taha Kıvanç
Yıldız Ramazanoğlu
Ümit Aktaş
Yasin Aktay
Yıldıray Oğur
Yavuz Bahadıroğlu
Yener Dönmez
Türkiye'de Boşanma Sebebleri nelerdir?
Oy Kullan Sonuçları Göster

www.radyovakit.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
bilgi@radyovakit.com  |  Yazılım & Sistem Yönetimi : Networkbil.Net

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat