Modernizmi, arkasına sığındığı modern araç-gereçlere bakıp da, teknolojiden ibaret sanmak çok yanıltıcı olur. Modernizm, bundan çok daha başka bir şeydir. Nice ‘modern’ler vardır ki, birçok teknolojik ürünü bilinçli bir iradeyle kullanmamaktayken, teknolojiyle arası çok iyi olan niceleri de ‘modern’ sayılmaya elverişli değildirler.
Modernizm, aydınlanma ile gelen zihinsel dönüşümün ortaya çıkardığı bir ideoloji ve bir yaşam biçimidir; insana, doğaya, tarihe, hayata yeni bir bakıştır. Modernizm bilgide, kültürde ve siyasette gelenekten köklü bir kopuş mahiyetinde yeni bir hayat tarzına geçiş, yeni bir bilinç oluşumu, zihinsel bir devrimdir. Dünyaya ve hayata, öncekinden kökten farklı, yeni bir bakıştır. Rönesans ve reform çağının bir devamı olan aydınlanma felsefesi, modern hayat görüşünün ve düşünüş tarzının oluşumunda doğrudan etkili olmuştur.
Gelenekle köprüleri atmış olan modernizm doğaya, insana, eşyaya rasyonel, seküler ve hatta kimi zaman pozitivist bir bakışı ifade eder. Dolayısıyla modernizm, belli düzeyde siyasi bir ayrışmayı da uhdesinde barındırır. Bununla beraber belirtmek gerekir ki, kendilerini ‘modern’ olarak tanımlayanından, en gelenekçi zümrelere kadar, kavramın mahiyeti üzerinde tam bir görüş birliği sağlandığı da söylenemez. Bir bakıma, herkesin modernizmi kendine göredir. Kendilerini modernizm çizgisinin en uç noktasında görenler, bunu, çizginin diğer ucundaki -geleneksel- zümrelere karşı bir ‘koz’ olarak kullanma eğilimi gösterirken, gelenekçi zümreler de çoğu zaman, karşı tarafa, bir ‘rüşdünü ispatlama’ çabasına koyulmaktadırlar.
Modernizm ne yazık ki, Türkiye gibi toplumlarda insan, doğa ve ahlak üzerinde birçok yıkıcı etkiyi de beraberinde taşımıştır. Aslında modernliğin tanımının müşkil olmasına; herkesçe kabul edilebilir, sabit bir anlamın ortaya konamamasına rağmen, modernizmin tek bir tanımı varmış gibi hareket etmek, dolayısıyla modern adı verilen tek bir yaşam tarzını herkese dayatmak, sanırım, ancak fanatizmle izah edilir bir tutumdur.
Her kavramın olduğu gibi, modernizmin de, siyasi fanatizmlere boğulmadan, olabildiğince objektif ilmî/siyasî kıstaslarla insana getirdikleri ve götürdüklerinin mukayeseli bir şekilde tartışılması gerekir.
Modernleşme, mutlak bir bireyciliği tevlid etmektedir. Bunun, modernizmin kaçınılmaz bir sonucu olup olmadığı tartışmaya açıksa da, vakıa böyledir. Oysa bireycilik (individualizm), bizim gibi yardımlaşmayı seven, evde ve okulda çocuklarına yüzlerce kez, yaşlılara yardım etmeyi, toplu taşıma araçlarında büyüklere yer vermeyi öğreten bir cemiyetin ruhunu öldürebilir. Bireyciliğin adeta bir ideoloji haline geldiği bir toplumda egoizmi, bencilliği, benmerkezciliği ve menfaatperestliği nasıl önleyeceksiniz? Birey olmakla bireyciliği de birbirine karıştırmamak gerekir. Birey olmak, kişinin şahsiyetinin gelişimidir ve son derece önemlidir.
Bireycileşmiş bir toplumda, toplumsal hayata tam uyum sağlayamayan, dünyayı sadece kendisinden ibaret zanneden problemli kişiliklerin üretilmesi kaçınılmazdır. Büyükçe bir reklam panosunda şöyle bir reklam gözüme ilişmişti: Modern şekilde tefriş edilmiş bir çocuk odasında, yerde oyuncakları arasında oturan bir çocuk, “bu benim odam; bu benim dünyam!” diyordu. Sahnedeki kahraman, ailenin tek çocuğu olup, kardeşi bulunmamakta, ama modern mobilyaları, ranzası, bilgisayarı ve oyuncakları vardı. Eşyaya/oyuncağa boğulmuş ‘tek başına’ bir çocuğun ‘benim dünyam’ dediği şey, ne kadar ‘dünya’dır; o bir dünya mıdır yoksa modern bir hapishane, ya da modern bir mağara mıdır; bunun izahı da, konunun çok yönlü uzmanlarına düşmektedir…
Modernizm bizi bencilleştiremez. Paylaşmak, muhtaçlara yardım, düşenin elinden tutmak, müslümanların en bariz karakteridir. Bireycilikle, İslam'ın yardımlaşma dinamizmini takas yapamayız. Yoksulları gözetmek, İslam’ın en önemli salih amellerindendir.
Modernizm Türk toplumunu, gençlerin büyüklerine ve yaşıtlarına saygı duymadığı; evlerin sadece birer otel gibi kullanıldığı; aile mefhumunun şirkete, ‘ofis’ merkezli bürokratik bir hayata dönüştüğü; çocukların, çok önemli olan ruh dünyalarının çatısının kreşlerde çatıldığı; komşuluk kavramının unutulduğu; akraba, eş-dost ilişkilerinin tamamen bittiği; bayramların ‘tatil köyleri’nde tatile dönüştüğü; yaşlanmış ana-babaların, huzurevi(!)nde kendisini ziyaret edecek torunlarını beklediği ruhsuz, yönsüz, amaçsız bir yığına dönüştürmemelidir. Buna kimse izin vermemelidir. Böyle bir tehlikeye karşı tedbir almak, tedbir önermek her insanın grevidir. Çünkü bu kötü akıbet, hiç kimseyi dışta bırakmayacak, değirmeninde herkesi öğütecektir.
Modernizmin rant tutkusu ne yazık ki şehirlerimizi şehir olmaktan çıkartıp, birer beton sütunlar galerisine dönüştürmekte; mahalle ve sokak kavramlarını unutturmakta, şehirlerin ruhu denilen şeyi katletmektedir. Bu katliamdan doğa da nasibini almaktadır. Modern bireyler doğayı bencilce kullanmaktadırlar. Doğa, bizzat orayı kirletmekte kullanılan, “kullan, at!” türü naylon araç gereçler gibi kullanılıp atılmaktadır. Modern birey, doğayı zevkine göre sorumsuzca kullanmakta, kendisinden sonrasını tufan olarak görmektedir.
Kuşkusuz değişim bir gerçektir. Yunan filozofu Herakleitos’un, “bir nehirde iki kere yıkanılmaz” sözü, doğal değişimin belki de en iyi ifadesidir. 21. Yüzyıl toplumlarının, değil yüzlerce yıl, on yıl öncesi gibi olmasını bile bekleyemez ve isteyemeyiz. Ancak, global ölçekteki teknik, bilimsel ve sosyal değişim gerçekleri bize, acı verecek, hoyratça bir değişimi tercih etmemiz gerektiğini telkin etmemelidir. Doğaya, canlılara ve insana bakışımız mekanikleşemez. Doğa, canlılar ve insan bize Allah'ın en güzel emanetidir.
Yeni nesillerimize doğa, canlılar ve insan sevgisini verebilmeliyiz. Gerçi şöyle diyesim geliyor: aslında biz büyükler gölge etmesek, çocuklarımızın fıtratını bozmasak, onların Allah'ın merhamet sıfatının bir tecellisi olan temiz fıtratları zaten bu sevgiyi bulacak yetenektedir.
Modern eğitim sistemi çocuklarımızı sadece maddeye, para ile ölçülebilen eşyaya yöneltmektedir. Yeni nesillerimiz vahiy mahreçli bir sevgi, edep, ölçü ve diğer güzellik duygularına uzaklaştırılmaktadır. Çocuklarımız ve gençlerimiz, İslam’ın yüce hedeflerini tanımaya muhtaçtırlar.
Mehmed Durmuş
İktibas