Asr suresini okuyarak konuşmasına başlayan Toker, imanın hayati öneme sahip kavramlardan olduğunu ifade ederek; İman, bir müslüman için en önemli, en hayati mevzuu olduğunu belirterek şöyle devam etti:
Çünkü bu onun hem dünyadaki hemde ahiretteki mutluluğunun ve kurtuluşunun tek anahtarıdır. O doğru anlaşılıp doğru yaşamadan hiçbir kazanç elde edilemez. İman, belki de en çok bilindiği sanılan aslında en az bilinen veya daha az önem verilen bir husustur. Gerçekte o her şeyin temelidir. Bu temel yanlış olursa binada çürük olacaktır. Fakat bu temel sağlam olursa, üzerine bina edilen her şey sağlam, düzgün ve tehlikelere karşı dirençli olacaktır. Bu temelin sağlam atılması ise ancak doğru bilgi olan vahiy ile mümkün olur.
Maddeler halinde konuyu açacak olursak öncelikle iman kelimesinin kökenine bakmak gerekir. Ragıp el Isfahanı, iman kelimesinin e-m-n kökünden türetildiğini ifade ederken, ”nefsin itminan (tatmin) olması, korkunun ortadan kalkması; emin, güven, bazen imanın emniyet üzerinde bulunduğu halin adı iken bazen de insanın üzerinde emin kılındığı şeyin kendisine emanet edilen şeyin adıdır. Allah’ın isimlerinden biri de El Mümin’dir. 'Emniyet veren, emniyet altına alandır' diye tarif etmektedir. Ayrıca Muhammed (as)'ın getirdiği şeriatın adı ve topluluğun adı (ey iman edenler) (6/69), nefsin, sıddıkları ve şehitleri onaylayarak hakka boyun eğmesi (57/19), emaneti tastik etmek anlamları içermektedir.
İmanı nasıl ve nereden öğrenebiliriz? Yukarıda da belirttiğimiz gibi imanı tıpkı Paygamber (as) gibi tek kaynak olan Kur'an'dan öğrenebiliriz.
"İşte böylece Biz; sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitab nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat Biz; onu, kullarımızdan dilediğimizi hidayete eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen, dosdoğru bir yolu göstermektesin."(42/52)
Öyleyse şöyle bir soru akla gelmektedir: 'Nelere iman etmeliyiz?' Yine bu konuyu Kur'an bize öğretmektedir. “Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır, dediler." (2/285)
"Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz iyilik değildir. Fakat iyilik Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını sevgisine rağmen; akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolculara, dilencilere, kölelere ve esirlere veren, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, sözleştikleri zaman sözlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşta sabredenlerin durumudur. İşte sadıklar ve muttakiler onlardır." (2/177)
Bu ve buna benzer ayetlerin ışığında Nisa suresi 136. ayet, iman edenlere imanlarını gözden geçirerek imanlarını kontrol etmeleri istenmektedir.
Kur'an'da insanların mümin, münafık ve kafir olarak üç bölüme ayrıldığını ifade eden İrfan Toker, müminlerin vasıflarına Bakara Suresinin hemen ilk ayetlerini örnek olarak verdi.
”Onlar, gayba iman ederler, namazı kılarlar, kendilerine verilen rızıktan infak ederler, Kur'an’a ve önceki indirilen kitaplara iman ederler, ve Muhammed (as) ve bütün peygamberleri tasdik ederler. İşte bunlar doğru yol üzere olanlardır. Kafir olanlara gelince onları uyarsanda uyarmasanda birdir. Onlar iman etmezler. Allah,onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş,gözlerinede perde çekmiştir." (2/3-7)
Münafıklar ise şu şekilde tarif edilmektedir. İnanmadıkları halde inandık derler, (yalan söylerler), Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar (aldatıcıdırlar), kalpleri hastalıklıdır, fesat çıkarmak için zemin, zemin oluşturmaya çalışırlar. Bozguncudurlar. Onlar ayrıca müminleri sefih (bayağı akılsız ahmak) olarak görürler. Yine onlar, müminlerle karşılaştıklarında iman ettiklerini, kendi dostları ile baş başa kalınca da müminlerle alay ettiklerini ifade ederler. (2/8-14)
İnsanların çoğu iman eder mi? Allah bunu murat etmiş midir? Bu sorulara yine Kur'an'ın cevap verdiğini ifade eden Toker, şu ayetlerle konuşmasını sürdürdü:
“Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir” (12/103)
“İnsanların çoğu Allaha şirk koşarak iman ederler” (12/106)
“Rabbin dileseydi insanların hepsi iman ederdi. O halde onları zorlayacak mısın” (10/99) Allah müminlere imanı sevdirerek, kalplerine yerleştirmesi, imanın girmesiyle küfür, fısk ve isyanı da çirkin göstermesi (49/7) bakımından iman, Allah’ın bir lütfudur. Gerçek müminlerin durumundan da bahseden Kur'an, onları da şu şekilde tarif etmektedir:
“Sana savaş ganimetlerini sorarlar. De ki: Ganimetler Allah'ın ve Resûlündür. Buna göre, eğer mü'min iseniz Allah'tan korkup-sakının, aranızı düzeltin ve Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin. Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler. Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. İşte gerçek mü'minler bunlardır. Rableri Katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır” (8/1…4)
Kendisine imanı fayda sağlamayanlar ise şu şekilde açıklanmaktadır:
"Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imaniyle bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara, 'Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz' de." (6/158)
Allah’a iman tağutu red meselesine gelince, iman etmek, elbette bazı şeyleri ret etmeyi gerektirmektedir. Hududullahı zorlayan, sınırı/haddi aşan ya da aşmayı öngören bütün düşünceler imanın gereği olarak (49/7) ret edilmelidir.
"Dinde zorlama yoktur. Artık doğru ile eğri birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, kopmayan sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlere gelince, onların dostları da tağuttur. Onları aydınlıktan alıp karanlığa çıkarır. İşte bunlar ebedi olarak cehennemde kalacaklardır." (2/256,257)
"Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister. Onlara: 'Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin' denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün." (4/60-61)
İman edenlerin bir başkasına sen mümin değilsin demesi söz konusu değildir. Bu konuda da bizleri uyaran rabbimiz; “Ey iman edenler, Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman gerekli araştırmayı yapın ve size (İslam geleneğine göre) selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: 'Sen mümin değilsin' demeyin. Asıl, ganimetin çoğu, Allah Katındadır, bundan önce siz de böyle idiniz; Allah size lütufta bulundu. Öyleyse iyice açıklık kazandırın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.(4/94)
Mucizelerin iman için şart olmadığını ve hatta gerekli olmadığını da bilmemiz gerekir. Bununla ilgili müşriklerin tutumlarını eleştiren Rabbimiz, onların düştükleri yanılgıya dikkat çekerek bizleri uyarmaktadır:
"Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler. De ki: Ayetler, ancak Allah Katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz? Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve herşeyi karşılarına toplasaydık, -Allah'ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar." (6/109,111)
"Bizi mucize göndermekten alıkoyan, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud milletine gözle görülebilen bir mucize, bir dişi deve vermiştik de ona zulmetmişlerdi. Oysa Biz mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz." (17/59)
İman edenlerin günahlarının affedileceğine de vurgu yapılmış ve bu konuda bu konuda şöyle buyrulmuştur:
“Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir” (8/29)
”İman eden ve iyi işler yapanlara, hakkıyla sakınıp iman ettikleri ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyle sakınıp iman ettikleri, sonra da hakkıyle sakınıp yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur. (Önemli olan inandıktan sonra iman ve iyi amelde sebattır). Allah iyi ve güzel yapanları sever." (5/93)
İman amel ilişkisine de dikkat çekilerek;
"Allah’a ve Resûlü’ne iman edin. Sizi, üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı şeylerden harcayın. Sizden iman edip de (Allah rızası için) harcayan kimselere büyük mükâfat vardır. Peygamber sizi, Rabbinize iman etmeye çağırdığı halde niçin Allah’a inanmıyorsunuz? Halbuki O, sizden kesin söz de almıştı. Eğer inanırsanız." (57/7-8)
İman bedevilerin ifade ettikleri gibi sadece bilmek, söz ile ifade etmek değildir. Onu tastik edip gereğince amel edip hayata uygulamaktır. Aksi halde iman ettik demekle cennete gireceğinizi mi zannediyorsunuz? (29/1) buyrularak imanın gereği olarak bizlerden pratik istenmektedir.
Rabbimiz; "Doğrusu Biz: Rabbinize inanın, diye imana çağıran bir davetçiyi işittik ve imana geldik. Ey Rabbimiz; günahlarımızı bağışla, kusurlarımızı ört, canımızı da iyilerle birlikte al." (3/193) "Unuttuk ya da yanıldıysak bizi sorumlu tutma." (2/286)
“Allah en doğrusunu bilir” diyerek konuşmasını tamamlayan İrfan Toker, soru cevap bölümünde kendisine yöneltilen soruları cevaplandırarak sunumunu bitirdi.
Haber: Abdi Keçeli / Kayseri