Yeni Üyelik - Şifremi Unuttum
Arama    
"Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun." Nur Suresi - 2
* Hakk'a Teslim Olmayan, Tağut'a Tutsak Olur! * O gazeteciden şok itiraf * Muhammed Esed'le yapılan son röportaj-Video * Liberallik kılık değiştirmiş Batıcılıktır * İsrail uçağını kovduk! * Şimdi siz Barış’a da küfredersiniz * Zindan ve Zeynep * 'Ümmeti birleştirmek farz, bölmek haramdır' * "Küresel Çağda var olmak" * Yalancının Mumu Yatsıya Kadar Bile Yanmadı!

SON DAKİKA

ANA SAYFA

SİTENİZE EKLEYİN

RADYO DİNLE

Linkler

AKSİYON

ANADOLU GENÇLİK DERGİSİ

GENÇ BİRİKİM DERGİSİ

HAKSÖZ DERGİSİ

UMRAN DERGİSİ

VUSLAT DERGİSİ

İKTİBAS

YORUM DERGİSİ

İSLAMİ YORUM

AHMET VAROL

Aktif Haber

ANALİZ MERKEZİ

ANSAR DE

AYETLER COM

DENİZ FENERİ

DİNİ 100 NET

DÜNYA BÜLTENİ

Enfal de

FİLİSTİN ENFORMASYON MERKEZİ

HABER VAKTİ

HABER VAKTİ

HARUN YAHYA

HAYRETTİN KARAMAN

KUDUS YOLU

M.ENGİN NOYAN

MAZLUMDER

MUSTAFA İSLAMOĞLU

MÜLÜMAN GENÇ

Süleymaniye Vakfı

TEFSİR DERSLERİ

TEVHİD HABER

TEVHİDE DOĞRU

TİME TÜRK

İ H H

YARDIMELİ DERNEĞİ

İKRA İSLAM

İLKAV

İSRA HABER

Özçgün Duruş

ÖZGÜR DER

SAAT KAÇ

T.C. Kimlik Numarası

BUGÜN

MİLLİ GAZETE

SABAH

STAR

TARAF

YENİ AKİT

YENİ ASYA

YENİ ŞAFAK

ZAMAN

ZAMAN AİLEM

ADANA BARIŞ RADYO

ADANA RADYO HAYAT

AKSARAY KENT FM

ANKARA ARİFAN RADYO

ANKARA DENGE RADYO

ANKARA HEDEF RADYO

ANKARA RADYO VAKİT

ANTALYA DİLARA FM

BATMAN GENÇLİK FM

BOLU ŞAFAK FM

BURSA ÇINAR RADYO

BURSA RAHMET FM

ÇORUM ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR NUR RADYO

ERZİNCAN GÖKSU FM

ISPARTA DİLARA FM

KARAMAN GSRT FM

KAYSERİ ART FM

KAYSERİ ARİFAN RADYO

KAYSERİ FURKAN RADYO

KAYSERİ RADYO AS

KAYSERİ ŞAFAK RADYO

KIRIKKALE ANADOLU FM

KIRŞEHİR GENÇLİĞİN SESİ FM

KOCAELİ ANADOLU RADYO

KOCAELİ MESAJ FM

KONYA GENÇLİK FM

KONYA GÖZYAŞI FM

KONYA RADYO EN

KONYA RİBAT FM

KONYA İSRA FM

MALATYA SELAM RADYO

MARDİN CEMRE RADYO

MUŞ RADYO 1071

NİĞDE UMUT FM

SAKARYA HİLAL FM

SİVAS RADYO GÜNEŞ

SİVAS RADYO HİLAL

URFA RADYO MEDYA

URFA RADYO MEGA

İÇEL ÇAĞRI FM

İÇEL İSTİKLAL RADYO

YOZGAT UFUK FM

İRİP RADYO

İSTANBUL AKRA FM

İSTANBUL MARMARA FM

İSTANBUL MORAL FM

İSTANBUL RADYO MEKTUP

İSTANBUL ÖZEL FM

İZMİR RADYO BAŞAK

24 HABER TV

BUGÜN TV

HİLAL TV

KANAL 7

KANAL A

SAMANYOLU HABER TV

SAMANYOLU TV

TGRT HABER

TV 5

TV NET

ÜLKE TV

Namaz Vakitleri

8 Kasım 2010 dan beri

Bugün 24944
Toplam 8559623
En Fazla 78330
Ortalama 22175
Üye Sayısı 87
Bugün Üye Olan 0

Müslüman aydın iktidarla ilişkisini sorgulamalı

Düşünce hayatımızın Osmanlı'dan bu yana iktidara göre şekillendiğini söyleyen Doç. Dr. İsmail Kıllıoğlu, "Bilim adamına, düşünüre, sanatçıya özerklik tanımıyorsanız, ondan kendini iktidara göre tanımlamasını istiyorsanız yeni bir şey bekleyemezsiniz. Müslüman aydın bunu tartışmalı"diyor.
2012-05-18 - 09:16

Müslüman aydın iktidarla ilişkisini sorgulamalı

 

Düşünce hayatımızın Osmanlı'dan bu yana iktidara göre şekillendiğini söyleyen Doç. Dr. İsmail Kıllıoğlu, "Bilim adamına, düşünüre, sanatçıya özerklik tanımıyorsanız, ondan kendini iktidara göre tanımlamasını istiyorsanız yeni bir şey bekleyemezsiniz. Müslüman aydın bunu tartışmalı"diyor.

EMETİ SARUHAN

Marmara İlahiyat Fakültesi'nde Felsefe Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı olan Doç. Dr. İsmail Kıllıoğlu hem felsefe hem edebiyat alanında yetkin bir isim. Aldığı hukuk eğitimi de birikiminin temel taşlarından biri olmuş. Fikir kitaplarının yanı sıra hikaye kitaplarıyla da düşünce hayatımıza katkıda bulunuyor. Kavramlarımızı yeniden tanımlamamız gerektiğine dikkat çeken Kıllıoğlu, bunu ancak sanat ve edebiyatımızı bilimsel bir gözle inceleyerek yapabileceğimizi söylüyor.

 Birçok edebiyat dergisinin kurucusu ve yazarı oldunuz. Bu dergilerin ortamları nasıldı? Neler konuşulur, neler tartışılırdı? 60'lı yıllarda Türkiye'de düşünce bakımından bir mücadele, sağ sol ayrımı söz konusuydu. Sağ yahut milliyetçi olarak anılan kesim, içinde muhafazakarlık ve İslam kavramlarını barındırıyordu ancak çok fazla öne çıkartılmaması gereken bir unsurdu. O dönem yetişen gençlerde 80'li yıllardan sonra epeyce tavsamış olan idealist insan tipi, fedakar olma, inandığı ya da amaçladığı değer uğrunda kendini feda etme duygusu daha baskındı. Okuduğumuz kaynaklar bunu önemli ölçüde besledi. Ancak Maraş'ta bizzat Diriliş Dergisi'nin içinde bulunan insanlar orada bir takım kelimeler kullanıldığında dergiye şüpheyle yaklaşıyorlardı.

 

DÜŞÜNCE EKSİKLİĞİ VAR Neden? Çünkü bir düşünce hareketliliği vardı ama içi tam doldurulmamıştı. Daha çok duygusal düzeydeydi bu hareket. Fikri bakımdan fazla bir çeşitliliği yoktu. Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Hareket Dergisi gibi dergiler daha çok bu işlevi görüyordu ama onların da etki alanı sınırlıydı. Daha çok duyguya hitap eden, sansasyonel diyebileceğimiz dergiler ön plandaydı. Ama bunlar insanları bir yere kadar getiriyordu. Daha ileri noktaya taşıyamıyorlardı. Bu noktada Diriliş ve Sezai Bey'in yapmış olduğu çıkış, bugünleri hazırlama bakımından, Türkiye'nin öteden beri gelen düşünce eksikliğinin nasıl giderileceğini işaret etti.

  

Bu düşünce eksikliği giderilebildi mi? Önemli gelişme oldu inkar etmemek gerek fakat giderilemedi. Bizde ne yazık ki Osmanlı döneminden sürüp gelen bir düşünce tarihi yazılmış değil. Tarih var ama onun da kendi içinde tartışılması gerek. 60'lı yıllardaki hasbi olabilme, kendini feda etme gibi önemli hususlar bugün için geri plana atılmış. Üzerinde ciddiyetle durulduğunu söyleyemeyiz. Bu önemli bir eksik. Ayrıca sahip olunan imkanın bu ruh eksikliği dolayısıyla yerli yerinde kullanılamaması gibi bir durumla da karşılaşıyoruz. Düşünce bakımından olması gereken yerde miyiz bundan kuşkuluyum.

 

RAHAT BİZİ REHAVETE İTTİ Peki neden bu eksiği gidermeyi başaramadık? Biraz kendimizi rahat hissetme psikolojisine yönlendirdik. İyi kötü işimiz var, rahatız. Bununla yetinelim dedik. Soru sorma, araştırma ruhunu kaybettik. Bunu yapacak olan temelde aydındır. Cumhuriyet döneminde aydın tipi olarak Necip Fazıl'ın üzerinde durulması gerekir. Aydın devamlı sorgulayan insandır. Sokrates, 'Biz toplumun at sineğiyiz' der. Sinek ata musallat olmazsa at uyur, kurt onu parçalar. Aydın bu tip olmalı. Peygamberimiz de 'İçinizde bir grup uyarıcı olsun' der.

  

Bizim aydınımız nasıl bir ruh hali içindeydi? Türkiye'de o dönemlerde özellikle 60'lı yıllardan sonra sol, düşünce, sanat, edebiyat alanında ön saftaydı. Kendisini kaide olarak görüyordu, ki öyleydi. Sağ daha çok savunma konumundaydı. Öyle bir refleks geliştirmişti. Dolayısıyla bir muhalif ruh onun asli kişiliği gibi yerleşti. Necip Fazıl ve Sezai Karakoç düşüncesinin muhalif ruhun yıkılmasında önemli etkisi oldu. Türkiye'de öteden beri özellikle düşünce hayatı adeta belirgin bir gelenek gibi hep iktidara göre şekillenegelmiştir. Bu sadece Cumhuriyet dönemine has bir şey değil. Osmanlı'da da böyle, hatta daha da geri gidilebilir. Müslüman aydın bunu tartışmak durumunda.

 

Osmanlı'da düşünce üretilememesi de buna mı bağlı? Evet. Dar alana sıkışıyor. Aydın kavramı içinde bilimi, düşünceyi, sanatı konumlandırmamız gerekiyor. Bilim adamına, düşünüre, sanatçıya özel bir özgürlük alanı, özerklik tanımıyorsanız, ondan kendini iktidara göre tanımlamasını istiyorsanız yeni bir şey beklememeniz gerekir. Osmanlı'da niçin hep aruz egemen olmuştur. Aruz nihayetinde bir tür, bir biçim, bir üslup. Oysa Karacaoğlan da var, Emrah da var. Serbest şiir geldiğinde zihni bakımdan daha farklı bir üretime yönelebilirdi.

 

AMAÇ İKTİDAR DEĞİL Bu sorgulama yapılamazsa? O zaman şu iddianın temeli kalmaz; İslam aynı zamanda bir uygarlıktır. Uygarlıksa, uygarlık eşittir iktidar mıdır? Buna indirgersek sadece siyasi bir mücadele haline dönüşür. Peygamberimizin tebliğinin amacı iktidar olmak mıydı? Peygamberin devlet adamlığı gibi bir ünvanla nitelendirilmesi ne kadar doğru? Allah bize yeryüzünde iktidar olun hedefi mi vermiş. İktidarda olmasanız dahi kültür düşünce bakımından varlığınızı sürdürebilirsiniz.

 Kavramlarımızı yenilemeyi başaramadIk

 Günümüzde Müslümanlar kendi kavramlarından koptular mı? Kendi kavramlarımızdan koptuk demek aşırı bir yargı olur. Çünkü bizim kavramlarımız hayatın her alanında geçerli ama elbette zamanla hayatın akışı içinde bir takım farklılıklar çıkar. Onları da ifade etmek için yeni kavramlara simgelere başvurmamız gerekir. Düşünce bakımından Batı 17.- 18. yüzyıldan bu yana hakim oldukları için kendi düşünce ve kavramlarını başka kültürlere, uygarlıklara aktarıyor empoze ediyor. Bu noktada Batı'daki gelişmelere paralel olarak yeni kavramlar üretmemiz gerekirdi. Çünkü düşüncenin yenilenmesi ancak yeni kavramlarla olur. Eski biçimle yeni özü ifade edemezsiniz. Bu yenilemeyi tam yapamadık.

 

Kavramların yeniden tanımlanması nasıl gerçekleşecek? Bir defa sanat edebiyat alanında belli bir seviyede adım atıldı. Özellikle 50'li yıllardan sonra düşünce bakımından bir farklılaşmayı ele alırsak Sezai Karakoç şiiri Cumhuriyet döneminin şiir serüvenini açıklarken bir tarafa atamayacağınız bir olgudur. Onun arkasından Cahit Zarifoğlu şiiri geliyor. Onun yanında Erdem Beyazıt şiiri. Biz Erdem Beyazıt şiirini sadece duygu bağlamında ele alıyoruz. Halbuki başka şeyler de söylüyor. Osman Sarı önemli bir şiir damarını yakalamıştır. Arif Ay şiiri kendi içinde arayışı olan bir şiirdir. Bunların, sanat ve edebiyatın, bilimle, düşünceyle buluşturulması harmanlanması gerekiyordu.

 

Sanat ve edebiyatın bilimle buluşturulması yeni bir kavram okuması sağlar mı? Ben 85 yılından beri yüksek lisans yapmak isteyen öğrencilere İslami Türk Edebiyatı için tez konusu olarak bu isimleri, bu isimlerin eserlerini tavsiye ediyorum. Bunların bilim yönüyle ele alınıp incelenmesi gerekirdi. Sanat edebiyat noktasında önerilen bir takım kavramlar simgeler, bilgi ve düşünce bakımından göz önüne alınmıyor. Bir kopukluk söz konusu. Dolayısıyla kavram üretemiyoruz. Her kültürde zaten bir etki ve etkileşim olur. Önemli olan bu etkileşmeden kendi kişiliğinizi geliştirebilmektir.

 Nuri Pakdil istediği için hukuk okudum

 Maraşlısınız. Maraş toprağı neden edebiyatçı yetiştirme açısından bereketli? Maraş'ta Ahırdağı'ndan yani kuzeyden şiddetli bir rüzgar eser, poyraz. Ama Maraş'ta özel bir ismi vardır. Hacı Poyraz. O çok sert ve kuru olur. Hacı Poyraz'dan dolayı (gülüyor) Aslında bu 50'li 60'lı yıllardan sonra Maraş'ta yetişenler sanat, edebiyat alanında biraz daha faaliyet içinde oldular. Maraş kültürü içinde sanat ve edebiyata geniş yer verilir ama bu sözlü olarak devam edip gelir.

 

Yazıyla ilk karşılaşmanız nasıl oldu. Aile içinde mi? Babam özel hocadan ders almış. Bulunduğumuz köyün kurucusu büyük dedem. Türkmen kökenli aşiret olduğu için okuma yazma geleneği vardı. Tarih-i Cevdet'i Osmanlıca'sından okurlardı. Ben ilkokul 4 - 5. sınıflardayken toplanan büyükler kitap okurlardı. Eba Müslim Horasani'nin kitabını da bana okuturlardı. Yazma hadisesi ise İmam Hatip 5. sınıfta dışarıdaki okullardan gelen, köy enstitüsü kökenli bir edebiyat hocasının verdiği ödevle başladı. Lise 2. sınıfta benden üst sınıftaki bir arkadaşımla Gonca Dergisi'ni çıkarttık. Bizden bir üst sınıftaki Ahmet Taşgetiren, Vehbi Vakkasoğlu'ndan zorla yazı aldık. Osman Sarı sınıf arkadaşımdı. Böylece kendimizi sanat edebiyatın içinde bulduk. Türkiye'deki dergiler, kitaplar hep birinci derecede zamanımı verdiğim alan oldu.

 

Ama bölüm olarak hukuku seçmişsiniz. Gonca Dergisi'ni çıkardığımız sırada Nuri Pakdil'le mektuplaştık. Üniversite sınavına girdikten sonra Nuri Abi bizi Ankara'ya çağırdı. Tanıştık. Benim düşüncem edebiyat ya da felsefeye gitmekti. Osman Sarı'yla aynı şekilde düşünüyorduk. O sıra Edebiyat Dergisi'nin ön hazırlığını yapıyorlarmış. O zaman ön kayıtla öğrenci alınıyordu. İstediğimiz her bölüm tutuyordu. Bir akşam Nuri Abi, o sıralarda kahvelerde buluşuyorduk, "Arkadaşlarla istişare ettik. Sizin Ankara'da kalıp hukuka kaydolmanız daha uygun olacak. O bölümde çalışma bakımından daha geniş imkan var" dedi. Kendisi de İstanbul Hukuk mezunu. Benim kafamda hukuk diye bir nosyon yoktu. Doğrusu baya bir şaşkınlık yaşadım. Ankara Hukuk'a kaydolduk. 2 -3. sınıfa kadar kendimle sürekli çatıştım. Daha sonra hukukun başka özelliklerini de değerlendirmeye başladık.

 

Felsefe okumayı düşündüm dediniz. Felsefe ilginiz nereden kaynaklanıyordu? Felsefe üzerinde de edebiyatla birlikte epey okumalarımız devam etmişti. Lise sonda okuduğumuz sırada rahmetli Alaaddin Özdenören de felsefe dersimize geliyordu.

 

Hukukun yazın hayatınıza katkısı oldu mu? Tabi. Hukuk 3 temel bilimden biridir. Hukuk, tıp, ilahiyat, buna bir de mimari eklenir. Hukuk'ta hem insan, hem toplum, hem de olayları değerlendirmede sağlam bir muhakeme yöntemi vardır. Hukuk hem sanata hem düşünceye kapı aralayan bir şeydir. Bu malesef Türkiye'de hukuk fakültelerinde çok gerçekleşmiyor. Ben hukuk felsefesi alanında yaptım doktoramı. Üzerinde fazla durulmamış bir konuydu Ahlak- hukuk İlişkisi. Hukuk birçok şey kazandırdı ama hukuku sadece kanunların uygulanması şeklinde ele alırsanız çok dar ufuklu bir insan haline dönüşmeniz de mümkündür. O bakımdan mutlaka hukukun diğer bilim dallarıyla ilişkisi sürekli kurulmalı kollanmalı ve geliştirilmelidir. Yoksa hukuk kendi içinde çıkış yolu bulamaz. Yozlaşmaya müsait bir yapısı da vardır.

 Tahrir'de ben de bağırmak isterdim

 Siz İslam ülkelerinde barış olsaydı Batı emperyalizmi böyle bir hakimiyet kuramazdı diyorsunuz. Bugün İslam ülkelerindeki çatışmalar ise özgürlük için. Bu bir kısır döngü haline mi geliyor? Bu konuyu çok ihtiyatla değerlendirmek gerek. Ben en azından Müslüman toplumların kendi hak ve özgürlüklerini, varlıklarını ifade etmeleri gerektiğinin şart olduğunu düşünüyorum. Arap Baharı'na öncelikli olarak bu anlamı yüklemeliyiz. Düşünün ki Libya'da Kaddafi 1969'da ihtilal yaptı. O tarihten bu zaman kadar bir insan her gün başınızda. Her gün aynı sokaktan geçip, aynı şeyleri görseniz bu sizin psikolojinizi nasıl etkiler? Suriye öyle, Irak keza öyle. Suriye'de kaç şair yetişmiş bu dönemde?

 Peki emperyal güçlerin etkisi? Olabilir tabi. Problem şu. Dışımızdaki güçler şunları yapar, şunları yapar diyoruz. Elbette yapar. Adam olalım biz de yapalım!

 Peki demokrasi çözüm olur mu? Demokrasiye yüklediğimiz anlam, hak ve özgürlüğü, insanın kendisini ifade etmesi imkanını bize veriyor mu ona bakmak lazım. İran devrimini hakkında ilk yazıları ben yazdım ama şimdi İran'da insanların kıyafetine müdahale ediliyor mu edilmiyor mu? Şimdi biz İslam'dan böyle bir hüküm nasıl çıkartacağız? İnsanın özerkliğinden nasıl bahsedeceğiz. İnsanın yeryüzündeki halifesi olduğuna nasıl bir anlam yükleyeceğiz. Eşya konumuna düşürmüş oluyoruz insanı. Burada bir problem olması gerekir. Ben öğrencilik dönemimde olaylara mesafeli durdum. Yapı olarak yatkın değilim. Ama imkanım olsa Tahrir Meydanı'nda ben de bağırmak isterdim. Kaddafi'ye karşı ben de mücadele etmek isterdim. Bu liderler yıllardır orada. İçinde yaşadıkları toplumun hayatında biraz iyileştirme noktasında, kendisini daha iyi ifade etme için bir imkan verse ona ne zararı var? Ama iktidarı esas aldığında bu imkanı vermez. Müslüman aydının elbette haksızlık olduğunda karşı koyma inancının gereğidir. Müslüman aydın isyankar, başkaldıran kişi olmalıdır. Kendimizi sürekli muhasebe ve murakebe ediyoruz. Nefsin tezkiyesi söz konusudur. Bu yerine göre kendine başkaldırmadır. Kendine başkaldırmazsan olgun bir Müslüman Cenab-ı Hakk'ın istediği bir Müslüman olamazsın.

 

Peki bizim hak ve özgürlüğüzün teminatı olacak anayasa nasıl olmalı? Biz anayasa kavramını medeni kanun, ticaret kanunu gibi düşünüyoruz oysa anayasanın farklı bir anlamı var. Bugün eğitim dili tartışılıyorsa bir defa anayasa olgusunun tarihi köklerini yerli yerine oturtmamışız demektir. En basitinden bu konuda bilgi eksikliği var demektir. Bir defa bir kültürün, bir uygarlığın ortak bir dili, ortak bir duygusu, inancı, düşüncesi, ortak değerleri yoksa daha henüz oluşmamış demektir. Hak ve özgürlük kavrayışını o kadar sakil bir alanda uygulamaya çalışıyoruz ki bu bir sürü problem çıkaracak. Irklar, kökenler anayasa sorunu değildir. Doğal olan bir şeydir. Doğa ile ilgili düzenlemeler yaparsınız o ayrı bir şey. Ama doğa olayını hukukun konusu haline dönüştürdüğünüzde o ayrı bir mantık olur. Anayasada bireye, topluma, düşüncenin, kültürün, inancın, uygarlığın, bilimin gelişmesi için özerk alanları çok soyut kurallarla sağlayabilirsiniz.

  

YAYIN TARİHİ: 08.01.2012

Yeni Şafak


Keyword : -
Bookmark and Share
 

DİĞER HABERLER

'Ümmeti birleştirmek farz, bölmek haramdır'

Hayrettin Karaman'ın “Bölünmeye giden yol kapatılmalıdır” yazısı üzerine gelişen “Üniter devlet, İslam'ın şartı mıdır?” sorusuna bugünkü yazısı ile ne
Fitne (2)

Bir önceki yazımızda “fitne”nin kök anlamını vermiştik: “Altının cevherini cürufundan ayırmak için ateşte ergitilmesi işlemi.” Buradan yola çıkarak,
Durdurun Treni, İnecek var
İsmini anmayayım… Bir zat-ı muhterem için çoktandır mehdilik iddiasında bulunuyor rivayeti almış başını gidiyor. TV programlarından birinde soruyo
Modern Petperestlik: Futbol Fanatizmi
Yaklaşık on iki yıl önce 2000 yılında, 28 Şubat sürecinde muhacir olarak bulunduğum Almanya’nın Duisburg şehrinde şiir formunda yazdığım, ancak yayınl
Gezi ve Muhasebe
Her insanın bir gün gidip görmeyi, sokaklarında dolaşmayı, havasıyla birlikte tabii güzelliklerini, tarihini teneffüs etmeyi hayal ettiği bir şehri va
Gezi ve Muhasebe
Bizler rabbimizle bağımızı gevşetince onlar bizi cahil bıraktılar. Önce ruhumuzu, bilincimizi, rabbimizden olan güç kaynağımızı elimizden aldılar, son
Çeçen dağlarında mücahitler var!
İmam Gazi Muhammed, İmam Hamzat, İmam Şamil’le başlar ve devam eder göğsümüzü kabartan şanlı direniş. Dudayev, Basayev, Hattab, Yandarbiyev, Maskhadov
Hasenu'l-Bennâ ve İhvan
Devletin tetikçileri tarafından kurşunlandı, yaralı olarak hastahaneye kaldırıldı, fakat tedavisine imkan verilmediği için kan kaybından şehid oldu.
Nasıl Yapmalı?
Nerede hata yapıyoruz? Eksik ve/veya yanlış yaptıklarımız nelerdir? Nereden başlamalıyız? Niye biz ‘başarılı’ olamıyoruz? Allah -haşa- yardımını neden
"Milliyetçilik ve İslam"
Millet fikri ideolojik bir anlayış haline gelince "milliyetçilik" şeklinde telaffuz edilmeye başladığını belirten Murat İslam şöyle devam etti: “Günüm
1 - İsrail uçağını kovduk!
2 - Zindan ve Zeynep
3 - Muhammed Esed'le yapılan son röportaj-Video
4 - Yalancının Mumu Yatsıya Kadar Bile Yanmadı!
5 - 'Ümmeti birleştirmek farz, bölmek haramdır'
6 - O gazeteciden şok itiraf


Atasoy Müftüoğlu

Şanlıurfa'da Atasoy Müftüoğlu rüzgarı

09/05/2012 - 05:32

Atasoy Müftüoğlu
Abdurrahman Dilipak
Abdulhakim Beyazyüz
Adem Yavuz Arslan
Abdullah Büyük
Ahmet Altan
Ahmet Kekeç
Ahmet Taşgetiren
Ahmet Turan Alkan
Ahmet Varol
Akif Emre
Ali Bulaç
Ali Atıf Bir
Ali Karahasanoğlu
Ardan Zentürk
Alpaslan Kuytul
Aziz Üstel
Asım Yenihaber
Cihan Aktaş
Cihad Kayaduman
Demet Tezcan
Elif Çakır
Emre Aköz
Engin Ardıç
Ersoy Dede
Esra Uçar
Ergun Babahan
Fehmi Koru
Feyza Gümüşlüoğlu
Fatma Tuncer
Faruk Köse
Gülay Pınarbaşı
Gültekin Avcı
Hamza Türkmen
Hakan Albayrak
Hayrettin Karaman
Hasan Karakaya
Hilal Kaplan
Hikmet Genç
İbrahim Karagül
İbrahim Sediyani
İhsan Dağı
İskender Pala
Kazım Sağlam
Kemal Özer
Kenan Alpay
Mehmet Göktaş
Mustafa Armağan
Merve Kavakçı İslam
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Karaalioğlu
Mustafa Özcan
Mustafa Ünal
Nasuhi Güngör
Nusret Çiçek
Nurettin Şirin
Ramazan Kayan
Selahaddin E. Çakırgil
Salih Tuna
Serdar Arseven
Serdar Demirel
Süleyman Yaşar
Sibel Eraslan
Şamil Tayyar
Taha Kıvanç
Yıldız Ramazanoğlu
Ümit Aktaş
Yasin Aktay
Yıldıray Oğur
Yavuz Bahadıroğlu
Yener Dönmez
Türkiye'de Boşanma Sebebleri nelerdir?
Oy Kullan Sonuçları Göster

www.radyovakit.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
bilgi@radyovakit.com  |  Yazılım & Sistem Yönetimi : Networkbil.Net

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat