Fransa'nın nükleer kobayı: Cezayir
Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, kendi tarihiyle yüzleşmek yerine Türkiye'yi hedef alarak Yakın Doğu'da rol kapmak istiyor. Fransa'nın geçmişinde sadece sömürgecilik yok. Soğuk Savaş döneminde "nükleer bomba" tehdidiyle dünya insanlığına korku dolu uzun yıllar yaşatılmasında Fransa'nın da büyük bir payı var. Fransız sömürgeciler ilk nükleer bomba deneylerini Cezayir'de gerçekleştirdiler. Büyük Sahra Çölü'nde yapılan nükleer deneyler Afrikalıların tepkisi üzerine Güney Pasifik'teki sömürge topraklarına kaydırıldı. Fransız hükümeti La Haye Yüksek Adalet Divanı'nın denemeleri durdurma kararını da hiçe saymıştı.
Fransa'nın geçmişindeki tek suçu hiç kuşkusuz sadece "sömürgecilik" değil sevgili okurlar.
İkinci Dünya Savaşından sonra dünyamızın "nükleer bomba" tehdidiyle korku dolu yıllar geçirmesinde Fransa'nın da büyük payı var.
Fransa , nükleer güç yarışında öne çıkmak için kendi sömürgelerinde yüzlerce nükleer bomba deneyi yaptı.
Maurice Vaisse'nin bir araştrırmasına göre Fransa nükleer güç olmak için çalışmaya başlama kararını 1954'te Sosyalist cumhurbaşkanı Pierre Mendes France zamanında aldı.
İkicni Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'nın ve İtalya'nın silahlanması yasaklanmıştı..
Fransa 1957'de Almanya ve İtalya ile bir takım gizli anlaşmalar yapmak suretiyle atom bombası yapmaya başladı.
De Gaulle 1958'de bu gizli anlaşmaları iptal ederek Fransa'nın tek başına nükleer güce sahip olmasına karar verdi.
Fransa, BM Güvenlik Konseyi'nin veto hakkına sahip 5 daimi üyesinden biriydi.
Bu da Fransa'ya nükleer güç olma yarışında bir koruma sağlıyordu.
İLK DENEY AFRİKA'DA
Fransa ilk nükleer deneylerini Afrika'daki sömürge topraklarında başlattı.
Afrika'daki sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanmaya başlamaları üzerine bu nükleer denemeler, Fransa'nın "Güney Pasifik"teki sömürge topraklarına kaydırılmıştı.
1970'lerin başlarında Fransa "Güney Pasifik"te nükleer denemeler yapmaya başladı.
1973'te Yeni Zelanda ve Avusturalya, Fransa'yı "La Haye"e, yani "Yüksek Adalet Divanı"na şikayet etti.
Altıya karşı sekiz oyla alınan karardan sonra mahkeme şu açıklamayı yapmıştı:
"Fransız hükümeti Avusturalya topraklarına radyo-aktivite serpintisine yol açan atmosferik nükleer denemelerine bir son vermelidir.".
Peki ne oldu?
Fransa, mahkemenin kararını reddetti, duruşmanın hiç bir oturumuna katılmaya bile gerek duymadı.
Fransa'ya göre mahkeme bu konuda karar verme hakkına sahip değildi.
Dünyanın pek çok yerinde Fransa aleyhinde protesto gösterileri yapılmasına rağmen Fransa geri adım atmadı.
Öyle ki Pasifikliler, Fransa'yı engellemek için ilginç tehditlerde bulunacaklardı.
Bu tehditlerden biri gazetelere yansımıştı.
Buna göre Fransa'nın şarap imalatına büyük zarar verecek bir bağ böceği Fransa'da bir evde saklı tutuluyordu.
Fransa denemeleri durdurmazsa, bu böcek bağlara atılacaktı.
Fransa bu blöfü de görmeyecekti.
NİYE KORSİKA'DA YAPMIYORSUNUZ?
Pasifik'teki nükleer denemeler Fransa'yı Yeni Zelanda ve Avusturalya hükümetleriyle karşı karşıya getirmişti.
Bu ülke başbakanları arasında polemikler başlamıştı.
Fransız başbakanı Pasifik'te patlatılan bombanın "pis" olmadığını ve radyasyon tehlikesi yaratmayacağını öne sürmüştü.
Avusturalya başbakanı iseşu cevabı veriyordu:
"Madem öyle, denemeyi pasifik yerine niye Korsika adasında yapmıyorsunuz?"
Yerinde bir cevaptı ama Fransa'nın sömürge toprakları yerine Avrupa'da nükleer denemeler yapması mümkün değildi.
Fransızların kendileri de, diğer Avrupalılar da asla izin vermezlerdi buna.
Protestolara rağmen Fransa 1990'ların sonlarına kadar Güney Pasifik'teki nükleer denemelerine devam etti.
1985'de Fransa'nın Güney Pasifik'teki nükleer denemelerine karşı savaşım veren Greenpeace(Yeşil Hareket)'e ait Rainbow Warrior gemisini Yeni Zelanda'nın Auckland limanında mayınlanarak tahrip etti.
Bu kundaklama sırasında Portekizli fotoğrafçı Fernando Pereria can verecekti.
Fransa bu olaya rağmen Güney Pasifik'te nükleer denemeler yapmaya devam etti.
1990'ların ortasında Pasifik'teki Mururoa adasında yer altında bir nükleer bomba daha patlattılar.
İlgin olan bu denemenin, "Kapsamlı nükleer denemeleri yasaklama anlaşması"nın imzalanmasına 1 yıl kala yapılmasıydı.
TAAHHÜTLER İHLAL EDİLDİ
"Le Monde"ün ünlü yazarı Michel Tatu'ya göre Fransa nükleer kartı, Avrupayı kendi patronajı altına almak için kullanmayı umuyordu.
"ABD Natural Resaurces Defense Council(Ulusal kaynakları koruma kurulu)" kıdemli araştırmacısı Chrıstopher Paine ise 1995'de "İnternational Herald Trubune" gazetesine verdiği mülakatta nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasında verilen bazı taahhütlerin ihlal edildiğini ileri sürüyordu. Çünkü bu taahhütlerde nükleer güçlerin, bu tip silahı olmayan ülkeleri hedeflemeyeceği vaad ediliyordu.
"Nükleer silah kapasitesi sınırlı olduğu halde , en çok deneyi Fransa yapıyor,neden?" sorusuna Paine şu cevabı veriyordu:
"Fransa geçmişte termonükleer silah geliştirmede sorunları vardı. Daha akla yakın bir açıklamayı geçenlerde üst düzey de bir Fransız yetkiliden işittim: Hem orduda hem de Atom Enerjisi Komisyonunda yaklaşık on bin Fransız görevli var. Bunların bütün işi gücü nükleer silah geliştirip deney yapmak. Deney yasağı yürürlüğe girersebu insanlar işsiz kalacak. Fransan'ın Güney Pasifikteki bütün askeri varlığı bu deneylere bağlı.B öylece nükleer deneylerin durdurulmasının karşısında muazzam bir kurumsal engel var."
Güney Pasifik bölgesinin nükleer serpintinin kurbanı olması Fransa'nın umurunda olmuyordu.
1996'da Fransa Mururoa'daki mercan adalarında yaptığı nükleer denemelerde belli bir miktar radyo-aktif maddenin denize sızdığını itiraf etmişti.
Fransa bu sızıntının zarar verici boyutlarda olmadığını öne sürüyordu. Japonya ve Yeni Zelanda'nın tepkileri ise sonuç vermeyecekti. Açıkçası, BM'nin Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinden biri olan Fransa'ya söz geçirememişlerdi. Fransa, 1970'lerin sonlarından itibaren Irak'a zenginleştirilmiş uranyumun yanı sıra nükleer silah yapımında kullanılan malzemeler de satmıştı.
Bu da unutturulacaktı.
Gökkuşağı Operasyonu
1985'de Yeni Zelanda'nın "Auckland" limanında Fransız gizli servisine bağlı ajanlar tarafından "Rainbow Warrior" gemisinin mayınlanması Yeni Zelanda ve Fransa arasında krize sebep olmuştu.
Gazeteci Sıtkı Uluç'un "Gizli Servis Öyküleri" isimli kitabında verdiği bilgilere göre Fransızlar bu operasyona "Gökkuşağı Operasyonu" adını vermişlerdi.
Paris'te yapılan bir gizli toplantıda Fransız Savunma Bakanı Charles Hernu, nükleer denemelere zorluk çıkaran Rainbow için "merak etmeyin, Yeşillerle biz meşgul oluyoruz" demişti.
Fransız gizli servisi(DGSE) ajanları Auckland limanında demirleyen Rainbow'un icabına bakmışlardı.
"Gökkuşağı Operasyonu"ndan Sosyalist Cumhurbaşkanı Mitterrand'ın da bilgisi vardı.
Yeni Zelanda hükümeti, iki Fransız ajanını Singapur'a gitmek üzereyken Wellingtan Havaalanında tutukladı.
Karı-koca gibi görünen Dominique Prieur ve Alain Mafart ismindeki iki DGSE subayı sahte İsivçre pasaportu taşıyordu.
Olaya karışan diğer ajanlardan da yakalananlar olmuştu.
Savunma Bakanı Hernu ve Cumhurbaşkanı Mitterrand dışında Fransız kabinesinden kimse operasyonu bilmiyordu.
Gerçeklerin ortaya çıkması üzerine Fransız hükümeti zor günler yaşamıştı.
Fransız kamuoyu da, Fransızlar da aldatılmışlardı.
Cumhurbaşkanı Mitterrand, "devlet sırrı" zırhına sığınarak bilgi vermemeyi tercih ederken, diğer taraftan bizzat Bern'e giderek Fransız gizli servisi adına İsviçre'den özür diliyordu.
Mitterrand, "DGSE Büyük Okyanus'ta Fransa'nın menfaatlerini korumuştur. Yaptığı iş değil, beceriksizliği beni kızdırıyor" demişti.
Fransızlar bu operasyon nedeniyle dünyaya rezil olmuşlardı.
Dış İstihbarat şefi Amiral Lacoste görevinden azledilmişti.
Bir süre sonra Savunma Bakanı Hernu da görevinden istifa etmişti.
Yeni Zelanda hükümeti, Fransız hükümetinin ekonomik tehditlerine boyun eğmek zorunda kalmıştı.
Fransız hükümeti, Yeni Zelanda ile ekonomik ilişkileri bulunan AB ülkelerini yakın markaja almıştı.
Yeni Zelanda'nın AB ülkelerine sattığı tereyağ ticaretine büyük bir sekte vurulmuştu.
Sonunda Yeni Zelanda, Fransa ile anlaşmak suretiyle mahkum edilen Fransız ajanların serbest bırakılmasını kabul etmişti. Olaydan bir kaç yıl sonra serbest bırakılan ajanlar törenlerle karşılanmıştı Fransa'da. İki ülke arasında yürütülen müzakerelerde 1915'de" Çanakkale Savaşı"nda Osmanlı'ya karşı birlikte omuz omuza savaştıkları da gündeme getirilmişti.
Rainbow Warrior sabotajının failleri Fransa'nın "tereyağ operasyonu" sayesinde suçlarının cezasını çekmekten kurtulmuşlardı. Ama Fransızlar uzun yıllar, bu olayın utancını yaşayacaklardı.
İlk nükleer bombayı Cezayir'de denediler!
Fransız sömürgeciler Afrika'yı nükleer bir kobay haline getirmişlerdi.
Fransızlar ilk nükleer denemelerini Cezayir'de gerçekleştirmişlerdi.
Yapılan bu deneyler Beyaz-ırkçı yönetimin hakim olduğu Güney Afrika'ya da esin kaynağı olmuştu.
Öte yandan İsrail de Fransızların deneylerinden istifade ederek bir nükleer güç haline gelmişti.
Kenyalı tarihçi Prof. Ali Mazrui 1980'lerde yazdığı "Afrikalılar" isimli kitabında bakın ne diyor:
"Fransızların nükleer programlarındaki gelişmeler ve Sahra'da yaptıkları denemeler büyük bir olasılıkla İsrail'in nükleer programına yardım etmiştir. Bu dönemde Fransa İsrail ile ekonomik ve teknolojik açıdan yakın ilişkiler ve işbirliği içerisindeydi.. Fransızlar İsraillilerin Demona'da bir nükleer reaktör kurmalarına yardım etmiştir. Bu olay, o zamanlar İsraillilerin nükleer sırlarını Amerikalılardan çok Fransızlarla paylaştığını göstermektedir. Çünkü belgeler ve olaylar ortadadır: 1950 ve1960'lardaki Fransızların nükleer programları İsrail'in nükleer programının gelişmesinde ebe rolü görmüştür. Ve Fransızların Büyük Sahra Çölünde yaptığı nükleer denemeler, o dönemdeki Fransa'nın nükleer programının altyapı çalışmalarının parçasıydı. Yine ilginçtir, İsrail'in nükleer programı , 1970 ve 1980'lerdeki Güney Afrika Cumhuriyeti'nin nükleer programını geliştirme çabalarında ebelik vazifesi görmüştür."
Prof. Mazrui'ye göre 1973 yılındaki Arap-İsrail savaşından sonra Siyah Afrika'nın İsrail ile diplomatik ilişkilerini bütünüyle koparmasından sonra İsrail'le Güney Afrika arasındaki işbirliği çabaları ve ilişkiler nükleer alan dahil yeni alanlara yayılmıştı.
1979 yılının Eylül ayında Güney Afrikada nükleer deneme sırasında bir patlama meydana gelmişti. Prof. Mazruiye göre bu hususta cevaplandırılması gereken bir soru oluşmuştu kafalarda.
Acaba bu patlama İsrail'in teknik yardımlarıyla Güney Afrikanın yaptığı bir deneme miydi; yoksa Güney Afrika'nın lojistik desteğiyle İsrail'in geçrekleştirdiği bir nükleer deneme miydi?
Ne ki sözkonusu patlama Amerika ve Batı Avrupa'nın işbirliği ile ört-bas edilmişti.
Söziü biz yine Prof. Mazrui'ye bırakalım:
"Sahra çölü , Fransızların nükleer programlarına yardım etmiş; Fransa , İsrailin nükleer programının taslağını çizmiş, taslağını hazırlamış ve ardından da İsrail'i Güney Afrika Cumhuriyeti'nin nükleer silahlara sahip olma hırsına yardım elini uzatmaktan çekinmemişti. Kwame Nkrumah'ın Sahradaki nükleer denemelerle Güney Afrika'daki ırkçı uygulamalar arasında kurduğu ve sonuçtan son derecede kaygı duyduğu bağlantı, yaklaşık 20 yıl sonra gelişen olaylar sonrasında Nkrumah'ın ne denli haklı olduğunu kanıtlamıştı. "
Gerçekten de Gana devlet başkanı Kwame Nkrumah 1961'de Accra'da düzenlenen uluslararası bir toplantıda şunları söylemişti:
"Afrikalı dostlarım ve arkadaşlarım, kıtamızın üzerinde asılı duran iki adet Demokles kılıcı bizi tehdit etmektedir, bizim bunları bir an önce yok etmemiz kaçınılmazdır. Bunlardan, Fransız hükümetinin Sahra'da yaptığı nükleer denemelerle , Güney Afrika Birliği'nin uyguladığı ırkçı politikalardır. Aslında Afrikanın bazı bölgelerinde siyasal bağımsızlığın kazanılmasıyla –sömürgecilere ve emperyalistlere karşı- sürdürdüğümüz savaşımın otomatik olarak sona ereceğini düşünmek gerçekten büyük yanılgıdır. Mücadelemiz asıl bundan sonra başlamaktadır."
Prof. Ali Mazrui, Güney Afrika'nın nükleer gücünü ırkçılığın savunmasında potansiyel olarak bir istikrar faktörü olarak kullandığını vurgulayarak "1960'larda Sahradaki nükleer denemelerin serpintileri ırkçılıkla nükleer silahlar arasında bir bağlantının olduğunu gösterecekti yıllar sonra, bu bağlantı ancak şimdilerde tüm çıplaklığıyla anlaşılmaya ve çözümlenmeye başlanmıştır" diyecekti.
Prof. Mazrui nükleer teknolojinin bugüne dek sadece Siyah Afrikanın değil, aynı zamanda Arapların ve bir bütün olarak tüm islam dünyasının aleyhine sonuç verdiğini ve rakamlarla ölçülemeyecek zararlara yol açtığına dikkatleri çekiyordu.
Son sözleri ise şöyleydi Mazrui'nin:
"Bugüne dek Batı, Afrika'nın uranyum
madenini aldı, işledi ve Afrika'nın çöllerini nükleer denemeler için dayatarak/zorla kullandı; hem de bunu Afrika'ya nükleer enerji konusunda doğru bilgi ve malumat vermeden yaptı. Batı gelişmiş
bir bilim dalında, üstelik bu bilim dalının meyvelerinden Afrika'yı hiçbir şekilde yararlandırmadan Afrika'yı oyuna getirerek Afrika'nın kaynaklarını keyfince kullandı."
Abdullah Muratoğlu
Yeni Şafak