Yeni Üyelik - Şifremi Unuttum
Arama    
Gerçek mü`minler şu kimselerdir ki; Allah hatırlatıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine O`nun ayetleri okunduğu zaman imanları güçlenir ve daima Rablerine güvenirler. Onlar namazı hakkını vererek kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan cömertçe sarf ederler. Enfal 2-3
* Eylem çağrısı sen yoksan kimse yok! * Kudüs'ten sonra sıra Meke'de mi? * Akıl ve Vahiy * Kudüs: Trump’ın Kıyamet Senaryosu * “Ilımlı İslam”/ “Şeytan’ın ‘Sağ’dan Yaklaşımı”nın Değişik Versiyonları * 'İsrail yaptıklarıyla kalır' * Ne yapmalı? * Bin Salman’ın bu hafta yediği üç gol ve gördüğü kırmızı kart * İslam'ın Referans Olmaktan Çıkarılması * Allah’ın Hesabı Engel Tanımaz

SON DAKİKA

ANA SAYFA

SİTENİZE EKLEYİN

RADYO DİNLE

Linkler

GENÇ BİRİKİM DERGİSİ

HAKSÖZ DERGİSİ

UMRAN DERGİSİ

VUSLAT DERGİSİ

İKTİBAS

YORUM DERGİSİ

İSLAMİ YORUM

AHMET VAROL

ANALİZ MERKEZİ

ANSAR DE

AYETLER COM

DENİZ FENERİ

DÜNYA BÜLTENİ

Enfal de

FİLİSTİN ENFORMASYON MERKEZİ

HABER VAKTİ

HAYRETTİN KARAMAN

KUDUS YOLU

M.ENGİN NOYAN

MAZLUMDER

MUSTAFA İSLAMOĞLU

Süleymaniye Vakfı

TEFSİR DERSLERİ

TEVHİD HABER

TEVHİDE DOĞRU

TİME TÜRK

İ H H

YARDIMELİ DERNEĞİ

İKRA İSLAM

İLKAV

İSRA HABER

Özçgün Duruş

ÖZGÜR DER

GIDA AMBARI

SAAT KAÇ

T.C. Kimlik Numarası

STAR

YENİ AKİT

YENİ ŞAFAK

ADANA BARIŞ RADYO

ADANA RADYO HAYAT

AKSARAY KENT FM

ANKARA DENGE RADYO

ANKARA HEDEF RADYO

ANKARA RADYO VAKİT

ANTALYA DİLARA FM

BATMAN GENÇLİK FM

BURSA ÇINAR RADYO

BURSA RAHMET FM

ÇORUM ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR NUR RADYO

ERZİNCAN GÖKSU FM

ISPARTA DİLARA FM

KARAMAN GSRT FM

KAYSERİ ART FM

KAYSERİ ARİFAN RADYO

KAYSERİ FURKAN RADYO

KAYSERİ RADYO AS

KAYSERİ ŞAFAK RADYO

KIRIKKALE ANADOLU FM

KIRŞEHİR GENÇLİĞİN SESİ FM

KOCAELİ ANADOLU RADYO

KOCAELİ MESAJ FM

KONYA GENÇLİK FM

KONYA RADYO EN

KONYA RİBAT FM

KONYA İSRA FM

MALATYA SELAM RADYO

MARDİN CEMRE RADYO

MUŞ RADYO 1071

NİĞDE UMUT FM

SAKARYA HİLAL FM

SİVAS RADYO GÜNEŞ

SİVAS RADYO HİLAL

URFA RADYO MEDYA

URFA RADYO MEGA

İÇEL ÇAĞRI FM

İÇEL İSTİKLAL RADYO

İRİP RADYO

İSTANBUL MARMARA FM

İSTANBUL MORAL FM

İSTANBUL RADYO MEKTUP

İSTANBUL ÖZEL FM

İZMİR RADYO BAŞAK

24 HABER TV

ÇAĞRI TV

HİLAL TV

KANAL A

TGRT HABER

TV NET

ÜLKE TV

Namaz Vakitleri

8 Kasım 2010 dan beri

Bugün 24479
Toplam 403936171
En Fazla 606285
Ortalama 154115
Üye Sayısı 127
Bugün Üye Olan 0

İslami Hareket Üzerine

İtikadi mezheplere gelince, itikadi mezhep konusunda, ne Kur’an’da biri diğerinden farklı anlaşılmaya müsait ipucu var, ne de peygamberin gününde İslam’ı ondan öğrenen insanların böyle bir temayülü var. Hiçbiri Müslüman’ın inancı itikad bakımından birbirinden farklı değil. Hepsi itikadını Kur’an’dan alıyordu. Ama ne zaman ki siyasi mezhepler aldı başını her şeye hakim hale geldi; o istikamette Kur’an’ı
2017-12-11 - 16:44

İslami Hareket Üzerine

 

A.B. Bircan : Şimdi, bu bağlamda itikadi boyutu inceleyelim isterseniz.

İtikadi mezheplere gelince, itikadi mezhep konusunda, ne Kur’an’da biri diğerinden farklı anlaşılmaya müsait ipucu var, ne de peygamberin gününde İslam’ı ondan öğrenen insanların böyle bir temayülü var. Hiçbiri Müslüman’ın inancı itikad bakımından birbirinden farklı değil. Hepsi itikadını Kur’an’dan alıyordu. Ama ne zaman ki siyasi mezhepler aldı başını her şeye hakim hale geldi; o istikamette Kur’an’ı yorumlamalar sonucu, H.z. Ali’nin Şia’sı, Ehli Sünnet, vs. diye günümüze kadar tarihi süreç içerisinde gelişip bugünkü halini alan anlayışlar ortaya çıktı. Mesela Mehdi, mesela masumiyet inancı, peygamberin masumluğu bunlara birer örnektir. Kur’an’da müşrikler onu suçluyorlar. Yani “Sen, bizi birbirimize düşürüyorsun. Şunu yapıyorsun, bunu yapıyorsun.“Allah peygamberinin masum olduğunu söylüyor. Yani onu değil, suçlarsanız beni suçlayın. Ben onu elçi olarak gönderdim. Ben söyletiyorum bu şeyleri. O yüzden aranızda ihtilaf çıkıyorsa suçlusu benim. O masum, o elçi diyor. Yani elçiye zeval var mı? Yok, anlamında masum…Yani, yoksa günah işlemez, şeklinde yaratıldı değil. Bunu, onun şahsını da aşacak, şahsı için bile günah işlemezliği söz konusu değil iken; işledi mi? şeklinde sormanın hiç gereği yok. Öyle yaratılmadı yani, günah işleyebilir şekilde yaratıldı ama o işlemedi iradesiyle. Onun sulbünden gelenlere de bu özelliği yamayan siyasi görüş Ali’nin Şia’sı, ve Ehli Teşeyyu bugüne kadar çıkageldi.

A.B. Bircan: O konuya gelmeden önce, siyasi nedenlerle, özellikle de gayri İslami kültürlerin etkisiyle peygamberlik olgusunun belirli amaçlarla saptırıldığını görüyoruz. Çünkü dikkat ederseniz daha sonra yarı tanrı bir tip ortaya çıkıyor peygamber yerine. Yani “kul ve resul Muhammed” yerine, yarı tanrı bir tip karşımıza çıkıyor.

Yanılmaz, yanıltılmaz, kazuratını arzın haya edip hemen içine yuttuğu, idrarının esansa dönüştüğü, ölmemiş ve aranızda hala dolaşan dahası mı? Dediğin gibi yarı tanrı bir masal kahramanı.

 A.B. Bircan: Evet, yani bu anlayış, ne peygamber döneminde, ne H.z. Ebubekir devrinde, ne H.z. Ömer döneminde, hatta ne H.z. Osman döneminde söz konusu değil.

Bu anlayış var, ama kimde ne var biliyor musunuz? Ehli kitapta var: Kendi peygamberlerini bu hale getirmiş Ehli Kitap da var. Müslümanlığın çok ağır baskısı altında onlar ses çıkarmazken, buldukları avanakların çenesinin altına girip Yahudilikte böyle var demiyor da işte peygamber böyle söyledi, sizin peygamberiniz de yüce, bilmem ne o kadar yüce ki İsa’dan aşağı mı kalacak, filan derken, güya peygamber yarıştırıyor. Yani bizim peygamberimize daha üst paye verecek. Belki garibin aklı kıtlığından kanıyor. Bakıyorsun idrarını esans yapıyor.

 A.B. Bircan: Bu arada, Muaviye’nin tahakkümü sonucu, Kur’an’ın hakemliğinde ve Sünnetin çizdiği çerçeve içerisinde bir tartışma, danışma istişare ortamının olmaması siyasi iktidarın tercih ettiği düşüncenin adeta her yerde ön plana çıkıp, diğerlerinin ise adeta günümüz tabiriyle yeraltına girmelerinin de bu sonucun ortaya çıkmasında büyük etkisi var sanıyorum.

Tabii, tabii. Her zaman olur zaten. Yani şimdi bir bitki, rahat büyümek istiyor. Baskıya gelmiyor; kimde varsa bir düşünce bunu uygulayın. Genellikle insanlar zayıf. O insanı baskı altında tutarsanız düşüncesinden dolayı; düşüncesi deforme olur. Saklar, takiyyeye başvurur. Kimi yerde söyler, kimi yerde söylemez! Reaksiyoner olur. Baskıya karşı tepkisel düşünceler geliştirir, derken saf olarak, kendi halinde teşekkül edecek düşünce doğru veya yanlış olsun sonuçta o halden çıkar ve hormon nesli gibi olur. Yani gayri tabii, gayri doğal, doğa dışı gelişir. Doğa dışı gelişen, baskı altında gelişen kişide ise anormal bir vücut gelişmesi olur. Bu da çarpıklıkları kaçınılmaz olarak üstünde bulundurur.

A.B. Bircan: Sanki İslâm’ın yayılış tarihinde de öyle olmuş.

Tabii, efendim. Mesela ben size açıkça söyleyeyim bugünden. Biz de insanız, onlar da insan. Ben o günü yaşamadım, görmedim. Sen de görmedin. Aramızdan 1400 yıl geçmiş. Ama biz de insanız, onlar da insan tabii. Biz de bugün aynı Kur’an ile muhatap, onlar da aynı Kur’an ile muhatapsa. Biz de bugün bir siyasi iktidar ile barışmadığımız, uzlaşmadığımız siyasi iktidar altında yaşıyoruz. Onlar da kendileriyle uzlaşmadığı bir siyasi iktidarın altında yaşıyorsa; ben burada ne çekmişsem, üç aşağı beş yukarı onlar da orada aynı şeyi çektiler. Ne görüyorsam; onlarda orada aynı şeyleri gördüler. Şimdi, burada benim gibi düşünmeye yatkın dünya kadar adam olduğu halde, sonuç aynı olmadı. Gördüm ben bunu otuz iki yıl içerisinde. Fakat gördüm ki, siyasi iktidarın baskısı, tehdidi, üzerlerine varması, üzerlerine değil, üzerimize gelmesi sonucu, bir ben ayakta kaldım. Birçoğu fırttı çıktı, koydu gitti. Korkusundan kimisi “Yok ben öylesini doğru bulmuyorum” diye yani, rejimin korkusuyla değil de baskısıyla değil de, kendisi her şeye rağmen böyle düşünmüş gibi, başka şeyler geliştirdiler. Kimisi zayıflığından “Efendim, asistanlığım işte bir kabul edilsin, işte ondan sonra gör beni” bekledik, göremedik. “Doçentliğim kabul edilsin. İşte ondan sonra gör beni”, “Profesörlük bir kabul edilsin,” ondan sonra, ondan sonra, beni tutan olmaz.” Ama tutulacak hiçbir yeri kalmamış. Ortada bir şey kalmamış. Hep böyle kayboldular. Bu kayıplarda büyük pay, siyasi rejimin baskısı tabii…

Suç hep ev sahibinin değil, hırsızın da suçu var. Çünkü aynı tazyik bana da uygulandı. Ama ben dimdik ayakta kaldığım halde onlar toz oldu, geçti gittiler, kayboldular. Şimdi, o gün de bunlar aynen oldu. Fazlasıyla azıyla, onlar da toplum nezdinde tu kaka kalıyorlardı.

Mesela Mutezile. Evet bir sürü yanlış düşünceleri var ama insanlara hemen kafir demiş gibi algılanıyor toplumumuzda. Eğer öyle diyeceksen bile, küfrettikleri konulara tahsis et de onun dışına taşırma. Çünkü haddi aşmış oluyorsun. Sen hesabı veremezsin bu sefer. Yani onların hesabını veremeyeceği şeyler var ise senin de hesabını veremeyeceğin şeyler çıkarıyorsun ortaya. Niye böyle yapıyorsun? Efendim, Hariciler işte şöyle. Haricilerin isabet ettiği bir sürü şeyler var. Ehli Teşeyyu şöyle. Onlar böyle kâfir de şöyle sapık da. Öyle şey olmaz. Sapıttığı yerler varsa, ona şurada sapık de, burada da isabet etti de. Bunlar onun kötü tanınmasına sebep oluyor. Mesela bizim için demedik şey bırakılmıyor, bir takım çevrelerce. Tıpkı Kureyş’in Mekke’de peygamberimize yaptığı gibi. Yani kimse beni dinlemesin. Dertleri bu. Dinlememesi için ne demeli? “Ya, onun düşünceleri bizim gibi değil, kabul etmiyoruz ama değişik düşünceler” derse mahzurlu. Adam korkmadan gelecek, neymiş şu değişik düşünce. Şunu bir dinleyeyim diyecek, ama böyle demiyor adam, “O mu? O Ankara’da genelev işletiyor. Onun iki tane barı var.” Bilmem ne? Müslü- manım diyen, Müslümanlığa hevesi olan bir adamın ne işi var barcıyla, kerhaneci ile. “Onunla konuşulmaz” Kaç kişiden işittim. Yahu niye konuşulmaz. Peki, kimi yedi, kimi dövdü arkadaş. Ama herkes öyle söylüyor. Bir bana mı? Peygamber’e de öyle işte. Kendilerini zapt edemiyorlar gidip konuşuyorlar. Görüştükleri zaman: “Aman bizi görürlerse! Bir daha gitmeyelim” diyorlar değil mi

A.B. Bircan: Bu noktada şunu sormak istiyorum Özellikle İslâm’ın yayılış tarihi içerisinde bu bahsettiğimiz dönemleri (Hicri) 1. 2. 3. yüzyıllardan bahsedenler genelde sorunlarımızın kaynağını dışarıdan ararlar, Ka’b b. Ahbar’da ararlar. İbn Sebe’de ararlar. Ne bileyim, dış faktörlerden ararlar. Oysa görüyoruz ki olayın kökeni içimizde, kendimizden kaynaklanıyor.

Bu Ka’b b. Ahbar, İbn Sebe diye birisi varsa, onlar mikropsa diğerleri de bizim bedenimiz. Şimdi mikrop peygamber döneminde de var. Her vücutta vardır mikrop. Ama hangi vücutta tesir eder, hastalık yapar? Zayıf vücutta. Peygamberin vücudunda, bir etki göstermiyor bu mikrop. Hz. Ömer gibi adamın, Hz. Ebubekir gibi adamın başı bulunduğu vücutta da mikrop var, değil mi? Bu adamlar, onlar, ölür ölmez mi doğdular? Onların, gününde Ka’b b. Ahbar yok muydu? Vardı. Ama niye bir halt ede-miyordu? Zindeydi. Zinde, yani güçlü… Ha, o güçlü vücutta mikrop ne yapacak!

A.B. Bircan: Evet. Yani siyasi iktidarın etkisiyle Kur’an devre dışı kalmaya başlamış. Peygamber, gerçek kimliğinin dışında, adeta giderek mitoloji kahramanı haline dönüşmeye başlamış. Artı, çok önemli iki çığır açılmış ve her ikisi de siyasi iktidarın baskısı nedeniyle yeraltına girmenin sonucu. İlki Şia’nın yeraltına kayarak oluşturduğu düşünce, ikincisi de yine bundan kaynaklanan, fakat Hint ve Yunan felsefesinden ve diğer kültürlerden de beslenen bir tasavvuf anlayışı. Şimdi bunlar, dikkat ederseniz ikinci yüzyılda adeta yavaş yavaş kendilerini göstermeye başlı- yor. Başlangıçta fitneye karışmamak, Muaviye’nin Yezidin zulmünden kaçmak maksadıyla başlayan, çok masumane hareketler iken veya siyasi muhalefetken bunlar, daha sonra bakıyoruz ki bunlar adeta İslâm düşüncesini içten içe kemirecek bir kurdun büyüme belirtilerini gösteriyorlar. Burayı biraz deşebilir miyiz?

Efendim aynen öyle. Mesela, bugün bakalım ve o güne hemen ışınlanalım. Bugün bakıyorsun falan vilayette, falan adam ölmüş. Bilmem ne şeyhi deniyormuş. Kabirden, adamın cesedini başka köylüler, alıp veya çalıp götürüyorlar. “Efendim, bizim köyde türbesini, yapacağız,” Bunlarla kırılıp geçiyor gazeteler. Aynı gazeteler, hiç kimseden duymadıkları sözü benden duyuyor Devlet Güvenlik Mahkemesinde; bir satırını yazmıyorlar. Yani batıl fikrin yaygınlaşması, topluma mal edilmesi, topluma iletilmesinde kendine düşeni % 100’değil, %200 yapıyorken; ulaşmasını istemediği doğru fikirleri millete cesaret verecek, doğru yolu gösterecek fikirleri, kesinlikle yazmıyor. O gün de aynen böyle yapılıyordu. Eski Yunanın düşünceleri için boyuna Süryani mütercimlere Şam sarayı para akıtıyordu. Ne işin var senin. Elinde Kur’an varken, önünde peygamber yaşamışken. Ne işin var, senin Yunanın safsatalarıyla! Havanda su dövme şeyler Yunan filozoflarının sözleri.

A.B. Bircan: Varsa bile, önce bir dinini öğren de, ondan sonra bak...

Gerek de yok efendim. Bak ayrı bir mesele. Boyuna tercüme ettiriyorlar. Yok efendim, Yunan filozoflarının işte “Ameli insan kendi mi yaratır?” “Mecbur mudur?” türü sözleri. Bunlar hiç gündeminde yok İslâm’ın, olmadı da hiçbir zaman. Ama eski Yunan’dan taşınan düşünceler sonucunda Cebriyeler, Kaderiyeler yok bilmem neler. Bir sürü kelamcılar, bir sürü itikadi mezhepler türedi, bilmem anlatabiliyor muyum? Bu siyasi iktidarın göz yumması sonucudur. Yoksa kim para etmeyen şeye çalışır da aktarır. Yani istedi adeta siyasi iktidar. Yani varsın toplum bunlarla meşgul olsun, ben de işime bakayım. İşi ne iktidarın? Varsın sapık iktidar olursa olsun. Cehenneme de adam lazım. Yahu, nasıl yaparsın sen bunu? Titremen lazım. Ama rahatlıkla göz yummuş. Birisi çıkıp Orta Asya’dan geliyor. Hiç sesini çıkarmıyor. Mesela İktibas’ta yayınlayacağız reenkarnasyon/tenasüh konusunu. Şimdi bu düşünce eski Hint dinlerinden bize geçmiş; ruhun işte benimsediği düşük değerleri yaşamanın kötülüğü dolayısıyla giderek alçalıp hayvanda, gitgide böcekte, şunda bunda kendini göstermesi. Yücelerek de giderek melek ve Allah (ilah) olması. Yani beden gezmesi veya fenafillah… Aynısını rubailerinde Celaleddin Rumi yazıyor. Benim ruhum diyor, vaktiyle bitki idi, diyor. Sonra insan oldu. Biraz daha yükseldim diyor, melek oldum. Ondan sonra da diyor, Allah ile bir olacağım diyor, aynen Hint dinlerinin naklini yapıyor. Taşımış adam. Fakat siyasi otoritede yok. Üstelik Moğolların casusu bu adam, Anadolu’da… Yedi bin deve parasıyla geliyor efendim. Mikail Bayram, Selçuk Üniversitesi’nde tarih hocası… Vesikalarıyla ispat etti; Kayseri’de bir toplantıda. Mevlânâ’nın Moğolların Anadolu’yu istilalarında önce, istilaya Anadolu’yu daha hazır hale getirmek için gönderdikleri bir casus olduğu üzerinde bir sürü vesika var. Mikail Bayram açıkladı. Hakikaten Moğollar geldiğinde kim ne yapacağını bilmez halde, her şey karman çorman. Adam, namaz kılmayan, gece gündüz içki içen Şems’i Allah’tan daha üstün tutuyor. “Ben oyum, o benim” diyor. Ona itibar ettiği kadar Allah’a itibar etmiyor. Yalnız bütün, dibine pislik doldurduğu çömleğin üstüne de “Ben yaşadıkça Kur’an kölesiyim/ Ben Muhammed’in yolunun tozuyum” diye iki parmak tereyağı çekmiş. Altı pislik dolu, evet… Bu pazarda tereyağı satıyor. Millet de üstüne bakı- yor. İşte bu lafına bakıyor. Çünkü dünya kadar adam da hep bunun üzerine bakıyor. Oğlum, buna ne derler biliyor musun? Türkçe dersinde bir söz okutmuşlardı. Kompozisyon dersinde sormuşlardı. “Zehri hiçbir zaman tasla, teneke kupa içerisinde sunmazlar. Altın kupadan kendini sakın”. Zaten sana zemzem, bal şerbeti verseler paslı kupadan, o tas seni onu içmekten alıkoyar iken, zehirli şeyi sana onda verirlerse onu hiç içmezsin. Tasından dolayı, yani içinde zehrini gördüğünden değil. Ama altın kupanın içerisinde verilince, peşinen insan ona aldanıyor, peşinen altın gibi oluyor yani değerli şey olur diye bir dikişte içiyor. Zehir olsa ayvayı yedin. Zehir içmiş olursun. Böyle, çömleğinin ağzına iki parmak tereyağı sürdü mü, tümü tereyağı olanla ağzında iki parmak tereyağı olan çömlek birbirinden fark edilmiyor. Çünkü tatsan bile, topu topu yarım santimine küçük parmağını batırıp ağzına götürürsün. İkisinin de o kadarlık yeri tereyağı. Yarım santiminde ikisinde de tereyağı var, orayı aldın mı ikisi birbiriyle aynı. Tereyağı aldım diye eve görülüyorsun. Altı patates çıkıyor.

A.B. Bircan: Efendim, tevhidi bütünlüğün bozulmasıyla birlikte, bu gelişmelerin akabinde bir tartışma, kargaşa dönemi, adeta ithal edilmiş bir takım sorulara cevapların arandığı dönemler...

Ve bugünkü 19 meselesi gibi. Bilgisayar efendi hazretleri ortaya koydu. Bir deli göle taş atıyor kırk akıllı çıkaramıyor!

A.B. Bircan: Suni sorunlar ortaya konuluyor ve bu sorunlara, tartışmalarla cevaplar bulunmaya çalışılıyor. Ve siyasi iktidarın yapısı da bu tür tartışmaların ortaya çıkmasına müsait… Hatta tabiri caizse, siyasi iktidarın yağcısı konumundaki, “ulema” sınıfı da bunları siyasi iktidara taşıyor ve siyasi iktidara taşıttırıyor. Yani siyasi iktidarın yanında yer almakla, bizzat bu suni sorunlarının bayraktarlığını yaptırıyor. Tıpkı “Kur’an mahlûk mudur, değil midir?” tartışmasında olduğu gibi.

Tabii halifeler sahip çıkmış, öyle diyeni cezalandırmış, demeyeni cezalandırmamış.

A.B. Bircan: Fakat bu tartışma ortamında İslâmî değerler, âdeta görünmez bir hâl alıyor. Ve daha sonra da siyasi iktidarın çizdiği bir çerçeve içerisinde, “orta yol” diye tanımlanan ama siyasi iktidarların da kabul edebileceği “Ehli Sünnet vel cemaat” diye bir anlayış ortaya çıkıyor.

Efendim bu anlayış sahipleri, siyasi iktidarları kabul ediyor, siyasi iktidarlar da bu anlayışı kabul ediyor.

A.B. Bircan: Zamanla iktidar yanlılarınca “Aklını din edinen adam” diye suçlanan Ebu Hanife gibi muhalifler bile kullanılarak bir çizgi oluşturuyor. “Bu hattın içine giren İslâm’dır. Yani bizim siyasi iktidarımızı, bizim kurduğumuz bu yapıyı, bu düşünsel, siyasal, akidevi yapıyı benimseyen Müslüman’dır, benimsemeyen değildir; Kur’an ne derse desin. Sahih Sünnet ne derse desin” şeklinde bir anlayışa geliniyor.

Bugün aynı iş, Humeyni zamanı ve Humeyni’yi takip eden döneminde yapılıyor! Humeyni’yi silmek İran’da mümkün değil. Ne yapıyor ondan sonra gelen Rafsancani? Ne yapacaksa, “Humeyni de böyle yapardı, o olsa böyle ederdi” diyor; onu dışlayamadığından, onu baş tacı ederek onun adı altında, onun adıyla yapıyor.

A.B, Bircan: Ehli Sünnet çizgisini, sorgulamanızı isteyeceğim bu noktada sizden. Çünkü düşünsel açıdan çok önemli… Şimdi bu insanlar kalkıyorlar, böyle bir şey tanımıyorlar ve bu tanımın dışında gördükleri insanları en azından, Ehli Sünnet dışı, sapık ilan ediyorlar.

Tek kelimeyle söylemek lazımsa, Abdullah Bey; Ehli Sünnet denilen şeyin, bugünkü deyimle adı resmi din.

A.B. Bircan: Evet bunu sorgulamak istiyorum. Hâlbuki ister Ehli Şia olsun, ister Zahiri olsun, ne olursa olsun, eğer Kur’ani çerçevenin dışına çıkmadıysa bu insanın daha az Müslümanlığından, diğerinin daha çok Müslümanlığından bahsetmek herhalde mümkün değil. Ama böyle bir tasnif, yani resmi dinin getirdiği Ehli Sünnet anlayışı, demoklesin kılıcı gibi durmuş. Kimse de bunun dışına çıkmaya cesaret edememiş ve dolayısıyla bir kısırlık, bir durağanlık, bir katılaşma olmuş.

Güdük çınarlar, güdük çamlar yetişmiş…

A.B. Bircan: Bu noktadan itibaren resmi dinin adeta kurumlaşmasından, fırkaların ortaya çıkmasından, tasavvufun bütün hararetiyle insanları Kur’an’dan sezgiye doğru taşımaya çalışmasından, sonra ne gibi gelişmeler oldu?

Şimdi efendim, dikkat edilirse, düşünce kısıtlanır, belli bir standarda bağlanır ve o standart resmi din hâlinde kabul edilirse, o zaman o sermaye olur, yene yene güdükleşir, neticede biter ve bitmiş. Toplumun sorunlarını çözmekten aciz hale geldiği için bu halin doğurduğu boşluk, Batı’nın pislikleriyle dolmuş, dolmaya başlamış. Çünkü gelişme önleniyor. Bir kere “Şunun dışına çıkamazsın.” Bunu dediğimiz andan itibaren düşünceyi durdurdunuz demek. Zaten içtihad kapısının kapanması da bu cümleden alınıp duran laflardır. Hâlâ bugün tekrar edip duranlar var ortalıkta. Âlimler, müçtehitler kıyamete kadar çıkacak bütün sorunlarımızın cevaplarını bulmuşlar. Bizim hiçbir şey yapmamıza gerek yok. Yalnızca onların yazdıklarını okuyacağız. Tabii, müçtehitlerimiz dediğinin adını sorduğumuzda Fetavayı Hindiye’nin yazarını değil Ebu Hanife’yi söylüyor. Keşke Ebu Hanife’yi okusa… Çünkü Ebu Hanife’nin kendisinin tanıdığı gibi bir adam olmadığını bilir. Keşke onu okusa, yok. Ebu Hanife’yi ya da Hanefiliği okuyorum diye, Fetavayı Hindiye’yi okuyor, el-Mebsut’u okuyor, Bedayı Şeriayi’yi okuyor. El-İbriz’i okuyor. İşte Taç Tercümesi okuyor… Yani onların kaçıncı şerhi… Onu okusa işin farkına varacak.

A, B. Bircan: Onların sulandırılmışı.

Hem nasıl sulandırılmışı, yani o suyla alakası kalmamış gibi bir şey. Örneğin Ebu Hanife ekol sahibi bir insan olarak, güzel bir tavır ortaya koyuyor. Onun gününde, diyorlar ki işte efendim, hadisin bulunduğu yerde akan sular durur. O da diyor ki; tamam. Biz, Peygamberimizin söylediğinden emin olsak, Amenna ve saddaknâ. Ama şüphe var. Ben diyor, işleyeceğim bir günahı ya da yapacağım bir yanlışı peygambere isnat etmektense, ona dayandırmaktansa, kendi aklıma dayandırmayı, mukayeseme dayandırmayı tercih ederim. Takvaya yaraşan budur. Suçu Peygamber adına işlemeyelim, kendimiz adına işleyelim.

A.B. Bircan: Düzeltme kapısı açık olur böylece...

Peygambere dayandırdın mı suçlu “din” olur. Bana dayandırsan din olmaz demek istiyor, tamam mı? Ebu Hanife’yi okuyan adam Ebu Hanife’nin şu düşüncenin, şu ekolün sahibi olduğunu bilir. O, düşünceyi durdurmaz, yanlışı Allah’ın Resulüne yaptırmaz iken bugün Hanefiyim diyen hiç kimse bu gerçekten haberdar değil. Biliyorlar da işlerine gelmiyor… Yani bana vahiy geldi de ondan mı öğrendim. Onların da elindeki kitaplarda yazıyor ama bakmıyorlar, okumuyorlar, düşünmüyorlar. Böyle olunca Ebu Hanife’nin adını kullanıyorlar Rafsancani’nin Humeyni’nin adını kullandığı gibi. Kendi bildiğini yapıyor. “Kendi adıma yapıyorum ben de!” O, mertlik de yok. Kendi suç işliyor, Humeyni’ye işlettiriyor İran’da Rafsancani. O günde Hadis ekolünün sahipleri, kendileri suç işliyorlar, peygambere işletiyor, peygamber de böyle yapardı diyerek, peygambere işlettirmiş olmuyorlar mı? Peygamber suç işler mi? Yok, o zaman kendi yaptığı suç olmaktan çıkıyor. Ne kadar haince bir şey… Yani yetiştirilmez bir hainlik.

A.B. Bircan: O kadar ileri gitmişler ki her bakımdan mütevatir olan, zan bulunmayan Kur’an’ı, neredeyse, zanla dolu hadise mahkûm etmişler: Zan ifade eden hadis Kur’an ayetini nesh eder mi, etmez mi, tartışmasına girmişler.

Dilediği şekli vermiş efendim. İslâm’da asıl olan her şeyin Kur’an’a mahkûm olmasıdır. Yani Kur’an’ın hükümleriyle hüküm almasıdır. Fakat Ehli Sünnet olsun, Ehli Teşeyyu olsun, İbadiye olsun, Zahiriye olsun bugüne kadar geleneksel Müslümanlık dediğimiz Müslümanlık, Kur’an’ı hadislere, yani Kur’an’ı kendi rivayetlerine mahkûm etmişler. Yani Kur’an’ın hükmünü, insanların, şöyle veya böyle rivayetleriyle sınırlandırıp öyle hükümlendirmişler. Bu, örneğin şu ayette görülüyor. Ayette açık, açık- “zani ve zaniyyeye yüzer değnek vurun” diyor. Bu kesin, açık, evlisi bekârı yok. Dişilik-erkeklik, iki ayrı cinsin nikâhsız olarak cinsel ilişkide bulunmasıdır zina. Bunlara yüzer değnek vurun demiştir Allah. Ancak hadislere, rivayetlere mahkûm edilen Kur’an ne hale gelmiştir? “Bekâr olan zani ve zaniyeye yüzer değnek vurun?” haline gelmiştir,

A.B. Bircan: Hem de evli olanlara Kur’an’da hiç geçmeyen, yani hayatı ortadan kaldırıcı bir ceza.

O işin, yani Kur’an’ın dışındaki tarafı. Kur’an açıkça “zani ve zaniyeye” diyor, evli veya bekâr fark etmez diyor. Umumi bir ifade… Onu değiştirmiş rivayete mahkûm etmiş. Zanni rivayetlerin gölgesinde kalmış Kur’an.

A.B. Bircan: Geleneksel mantık İçerisinde sizin de izah ettiğiniz gibi hadise, zanna mahkûm ederek resmen demiş- ler ki öldürülmelidir. Neye göre diyorsunuz? Allah Teâlâ bu kadar ağır bir hükmü Kur’an’ı Kerim’de ifade etmiyor da siz neye göre söylüyorsunuz bunu?

Peygamberin anlayışına mı bırakmış? Allah’ın vur dediğini peygamberine öldürtüyorlar.

A.B. Bircan: Kendileri öldürüyorlar aslında; kadına bakış açıları dolayısıyla.

Kendi öldürüyor değil, keşke kendi öldürse. O zaman peygamberi işin içine sokmak suretiyle din yapı- yorlar. Bu benim görüşüm de. Tamam. Yok, “Gale Resulullah” dedin mi akan sular duruyor.

A.B. Bircan: Bu noktada, düşünsel bozulmayla ilgili olarak, Kur’an’ın yaşama geçirilmesi anlamındaki sünnet olgusunun iyi anlaşılmaması da sanıyorum düşünsel bozulmada ana etkenlerden birisi olmuş. Şimdi tekrar Kur’an’a dönüş, öze dönüş çabalarının söz konusu olduğu günümüzde, sanıyorum en büyük açmazlarımızdan birisi de bu.

Zaten düşünsel bozukluklar bu tür hadislerin baş tacı edilmesi sonucunu doğurmuşken; bu tür rivayetlerin baş tacı edilmesi düşünsel bozukluğu da körüklemiş. Yani birbirini almış götürmüş daha ileri boyutlara ve İslâm’ın aslından, İslâm’ın yörüngesinden çıkarılması sonucunu doğurmuş. Dikkat edilirse ortada görünen gerçek bu…

A.B. Bircan: Efendim bir noktada, bu fırkalaşmanın ortaya çıkması ve fıkhi, itikadi mezheplerin oluşması hadisesine gelmemiz gerekiyor, sanırım.

Fırka ile hizbi ayırt etmeliyiz. Fırka, bütünün bölünmüş parçalarından birinin tümünü, bütün gibi gören gruptur. Hizip bir bütünden yana olmanın adı iken, fırka bütünün parçalarından birini bütün saymanın yanında olmanın adıdır ve o yüzden “dinlerini fırka fırka edip, kendinde bulunan, bölük -pörçük, parça parça kendinde bulunanla diğerine üstünlük sağlayanların hesabını sen bana bırak deniyor.

 

iktibas


Keyword : radyo vakit - ercüment özkan - iktibas -
Bookmark and Share
 

DİĞER HABERLER

İnşirah'ınızı Kalbinize Davet Edin
Önce Musa'nın duasına gidelim; "Musa dedi ki Rabbim göğsüme genişlik ver; işimi kolaylaştır; dilimden şu düğümü çöz ki beni anlasınlar..." (Taha Sures
2. Abdülhamid Han'ın Hayatı
Tahta çıktığında Osmanlı Devleti tam bir bunalımın eşiğindeydi. Karadağ ve Sırbistan’da savaş aleyhimize dönmüş, Bosna-Hersek ve Girit’te ayaklanmalar
Aklımız Yahudi Gibi İşlerken Kalbimiz KudüsGibi Atarmı?
İddia ediyorum! Yahudilerin bir avuç insan topluluğuyla gelip bizleri esir alması, islam coğrafyasının tam bağrını yurt edinmesi ve bizleri etkisiz ha
Demokrasinin tasmalı köpekleri
Demokrasi, ideolojilerden bir ideolojidir. Diğer beşeri ideolojilerden tek farkı, çok ilahlı bir ideoloji olmasıdır. Demokrasi; ilahı çok, din yok ins
Kur'an Müslümanlığı
Dinlerin insanlık tarihinde, yerleşik döneme geçişten sonra ortaya çıktığını savunan görüşe en büyük darbeyi Göbekli tepedeki tapınakların keşfedilmes
Ekserunnas Neden Şükretmez?
“Binlerce oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara ‘ölün!’ dedi, sonra da onları diriltti. Şüph
Maarif Meselemiz
Hemen itiraz edip, ‘iktidar daha ne yapsın, “dindar gençlik” yetiştirmek için ilk ve orta öğretim müfredatına seçmeli Kur’an ve Hz Peygamber’in hayatı
Bakara Suresi 217. Ayet Mürtedlerin öldürülmesi gerektiğini mi söylüyor.
Bakara sûresi 217. ayette "Sizden kim dininden döner ve sonra da kâfir olaraj öldürse işte onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gitmiş
İslâm düşmanı bireyleri üretme merkezleri
Müslümanlar yaşadıkları beldelerde İslâm’ı şahsi çıkarlarına ve kişisel kanaatlerine alet edenlere karşı sessiz ve tepkisiz kalırlarsa, İslâm’ın yanlı
Hurafeler niçin çok çabuk yayılıyor?
SORU: "Başınız sıkıştığında kabir ehlinden yardım isteyin" sözünün hadis olmadığı bilindiği halde niçin ısrarla yayılıyor? Tarih: 27 Kasım 2017
1 -


Abdullah Yıldız

Selahaddin Eyyûbî’nin Cihadından Alınacak Dersler

05/12/2017 - 17:56

Abdullah Yıldız
Abdurrahman Dilipak
Abdülaziz Kıranşal
Ahmed Kalkan
Ahmet Kekeç
Ahmet Varol
Ahmet Taşgetiren
Akif Emre
Ali Kaçar
Ardan Zentürk
Ali Karahasanoğlu
Atasoy Müftüoğlu
Cihan Aktaş
Coşkun Uzun
Fatma Tuncer
Hamza Er
Hayrettin Karaman
Halime Kökçe
Hamza Türkmen
Hamdi Akan
Hikmet Ertürk
Hüseyin Gülerce
Hüseyin Bülbül
Hüseyin Alan
Ibrahim Karagül
Ismail Kılıçarslan
Kemal Öztürk
Kenan Alpay
Kemal Songür
Mehtap Yılmaz
Mehmet Durmuş
Merve Şebnem Oruç
Mustafa Çelik
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Armağan
Mustafa Bozacı
Nedret Ersanel
Osman Atalay
Ramazan Kayan
Sevtap Mendi
Selahaddin E. Çakırgil
Süleyman Seyfi Öğün
Sükrü Hüseyinoğlu
Tülay Demircan Koyuncu
Yakup Döğer
Yavuz Bahadıroğlu
Yıldıray Oğur
Yiğit Bulut
Son Olayları Nasıl Değerlendiriyorsunuz
Oy Kullan Sonuçları Göster

www.radyovakit.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
bilgi@radyovakit.com  |  Yazılım & Sistem Yönetimi : Networkbil.Net

Evden eve nakliyat Gaziosmanpasa Evden eve nakliyat Eyüp Evden eve nakliyat Sultangazi Evden eve nakliyat Bayrampasa Evden eve nakliyat Günesli Evden eve nakliyat Sirinevler Evden eve nakliyat Yenibosna Evden eve nakliyat Küçükçekmece Evden eve nakliyat Basaksehir Evden eve nakliyat