Yeni Üyelik - Şifremi Unuttum
Arama    
Gerçek mü`minler şu kimselerdir ki; Allah hatırlatıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine O`nun ayetleri okunduğu zaman imanları güçlenir ve daima Rablerine güvenirler. Onlar namazı hakkını vererek kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan cömertçe sarf ederler. Enfal 2-3
* Bir ayet Bin İbret * Baba Oğul Barzanilerin Başına Gelenlerden Alınacak Dersler * Çağdaşlık kriteri Avrupa mıdır? * Babalar çocuklarını neden öldürüyor? * "İslam’ı ya tümüyle alın ya da bırakın!" * Nazarbayev'den Orta Asya'ya: Allah bizi komşu yaptı * Türkiye NATO tatbikatından askerlerini çekti * Soçi’deki üçlü zirve: ABD gider, PKK ortada kalır * Bu iş burada biter * Göklerde bir Türk

SON DAKİKA

ANA SAYFA

SİTENİZE EKLEYİN

RADYO DİNLE

Linkler

GENÇ BİRİKİM DERGİSİ

HAKSÖZ DERGİSİ

UMRAN DERGİSİ

VUSLAT DERGİSİ

İKTİBAS

YORUM DERGİSİ

İSLAMİ YORUM

AHMET VAROL

ANALİZ MERKEZİ

ANSAR DE

AYETLER COM

DENİZ FENERİ

DÜNYA BÜLTENİ

Enfal de

FİLİSTİN ENFORMASYON MERKEZİ

HABER VAKTİ

HAYRETTİN KARAMAN

KUDUS YOLU

M.ENGİN NOYAN

MAZLUMDER

MUSTAFA İSLAMOĞLU

Süleymaniye Vakfı

TEFSİR DERSLERİ

TEVHİD HABER

TEVHİDE DOĞRU

TİME TÜRK

İ H H

YARDIMELİ DERNEĞİ

İKRA İSLAM

İLKAV

İSRA HABER

Özçgün Duruş

ÖZGÜR DER

GIDA AMBARI

SAAT KAÇ

T.C. Kimlik Numarası

STAR

YENİ AKİT

YENİ ŞAFAK

ADANA BARIŞ RADYO

ADANA RADYO HAYAT

AKSARAY KENT FM

ANKARA DENGE RADYO

ANKARA HEDEF RADYO

ANKARA RADYO VAKİT

ANTALYA DİLARA FM

BATMAN GENÇLİK FM

BURSA ÇINAR RADYO

BURSA RAHMET FM

ÇORUM ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR NUR RADYO

ERZİNCAN GÖKSU FM

ISPARTA DİLARA FM

KARAMAN GSRT FM

KAYSERİ ART FM

KAYSERİ ARİFAN RADYO

KAYSERİ FURKAN RADYO

KAYSERİ RADYO AS

KAYSERİ ŞAFAK RADYO

KIRIKKALE ANADOLU FM

KIRŞEHİR GENÇLİĞİN SESİ FM

KOCAELİ ANADOLU RADYO

KOCAELİ MESAJ FM

KONYA GENÇLİK FM

KONYA RADYO EN

KONYA RİBAT FM

KONYA İSRA FM

MALATYA SELAM RADYO

MARDİN CEMRE RADYO

MUŞ RADYO 1071

NİĞDE UMUT FM

SAKARYA HİLAL FM

SİVAS RADYO GÜNEŞ

SİVAS RADYO HİLAL

URFA RADYO MEDYA

URFA RADYO MEGA

İÇEL ÇAĞRI FM

İÇEL İSTİKLAL RADYO

İRİP RADYO

İSTANBUL MARMARA FM

İSTANBUL MORAL FM

İSTANBUL RADYO MEKTUP

İSTANBUL ÖZEL FM

İZMİR RADYO BAŞAK

24 HABER TV

ÇAĞRI TV

HİLAL TV

KANAL A

TGRT HABER

TV NET

ÜLKE TV

Namaz Vakitleri

8 Kasım 2010 dan beri

Bugün 114270
Toplam 399714388
En Fazla 606285
Ortalama 153854
Üye Sayısı 125
Bugün Üye Olan 0

Süleymaniye Külliyesi Bir İddiayı, Bir Duruşu İfade Eder

“Bir Yönetim Modeli: Süleymaniye - Yönetim, Psikoloji ve Kurum Kültürü” ve “Bir Yönetim Modeli: Mimar Sinan - İnsan Kaynakları ve Proje Yönetimi” kitaplarının yazarı İbrahim Zeyd Gerçik, geçtiğimiz günlerde TRT Haber’de yayınlanan Kültür Sanat Dünyası programına konuk oldu ve Süleymaniye Külliyesi üzerine
2017-11-18 - 13:23

Süleymaniye Külliyesi Bir İddiayı, Bir Duruşu İfade Eder

 
Süleymaniye Külliyesi Bir İddiayı, Bir Duruşu İfade Eder

 

Süleymaniye Camii'nin ibadete açıldığı 16 Ağustos 1556 tarihinin yıl dönümünde, bu konuda önemli çalışmaları olan İbrahim Zeyd Gerçik ile, Mimar Sinan, Süleymaniye Külliyesi ve külliyenin inşa süreci hakkında yapılan bir röportaj

Dünya Bülteni / Kültür Servisi

Bir Yönetim Modeli: Süleymaniye - Yönetim, Psikoloji ve Kurum Kültürü” ve “Bir Yönetim Modeli: Mimar Sinan - İnsan Kaynakları ve Proje Yönetimi” kitaplarının yazarı İbrahim Zeyd Gerçik, geçtiğimiz günlerde TRT Haber’de yayınlanan Kültür Sanat Dünyası programına konuk oldu ve Süleymaniye Külliyesi üzerine konuştu. Kendisiyle bu program vesilesiyle yapılan söyleşinin tamamını yayınlıyoruz.

Hocam öncelikle şunu soracağım. Alanınız dışındaki temasınız, mimari ve Mimar Sinan. İki önemli kitap yazdınız Bir Yönetim Modeli: Sinan ve Bir Yönetim Modeli: Süleymaniye. Çıkış noktanız ne oldu?

Yönetim düşüncesi, mimari, sanat, toplumsal kimlik. Hepsini harmanlayarak insanımıza kendi kimliği, duruşu, yönetimsel deneyimini aktarmak temel amacımdı. Ve bu amacı aktarabilecek en iyi tarihsel modelin 200 yıllık hem bir yönetim hem bir şehirleşme ve medeniyet birikimi olan Süleymaniye Külliyesi olacağını düşünerek Süleymaniye Külliyesi üzerinden Osmanlının yönetim deneyimini, bu yönetimin dayanmış olduğu temel değerleri, yönetim düşüncesini ve Süleymaniye'nin yapım sürecinden proje yönetimine, liderliğe bir atıf yaparak kapsayıcı bir çalışma ortaya çıkartmaya çalıştım.

Alanında bir öncü çalışma oldu. Bir ilk çalışma oldu. Ve burada benim temel hareket noktam insanımızın tarihsel kökenlerimizle ve bizim duruşumuzun arkasındaki yönetimsel deneyimle, bilgi birikimiyle buluşmasına yardımcı olmaktı. Aslında bir rehberlik, bir keşif çalışması.

Mimar Sinan'a baktığımız zaman tarihimizin en önemli yapılarından bir tanesine imza attı. Ama onu da yetiştiren bir Osmanlı medeniyeti var. Osmanlı medeniyeti çerçevesinde Mimar Sinan'ı nasıl değerlendirirsiniz? Sizin için ne anlam ifade ediyor?

Şimdi Osmanlı yönetimini öne çıkaran temel özelliklerden bence en önemlisi kendisini belli temel ahlaki yönetimsel değerler üzerine oturtmasıydı. Osmanlı daha kurulurken lider Edebali aslında; kurucu lider Edebali. Edebali Osmanlıyı mayalayacak, Osmanlı devlet sistemini ayakta tutacak, omurgası olacak bazı temel değerleri Osman Gazi’ye ve onun çevresindeki dostlarına aktardı. Ve devlet 200 yıl boyunca bu temel değerlerin rehberliğinde kendini biçimlendirdi. Örneğin hak, adalet, merhamet, odaklanma, kararlılık, hoşgörü, anlayış, farklılıkları bütünleştirebilme, farklı kimliklere ve kültürlere saygı ile yaklaşabilme Osmanlıyı farklı kılan ve yönetime temel yön veren rehberlik yapan temel değerlerdi.

Şimdi Osmanlı bu değerleri kendi içsel yapısına aktarırken bu değerlere uygun insanın arayışındaydı. Osmanlı sürekli olarak yetenekli olan insanları buluyor, bu yetenekli olan insanlara yeni bir kimlik kazandırıyor, değerlerle bir hamur yoğurur gibi yoğuruyor ve sonra onu projelerle sınıyordu.

 

 

Bizim Sinan'ın öyküsüne baktığımızda Mimar Sinan, Osmanlıdaki devşirme dediğimiz yani farklı coğrafyalardan insan zenginliğini toplama sistemi dediğimiz sistemin bir ürünü. Tarihi kaynakları, tam doğum tarihini bilmiyoruz. Çünkü II. Mahmut yeniçeri teşkilatını kaldırdığında yeniçerilere ilişkin bütün kayıtları da yok ediyor. O nedenle tam doğum tarihi bilinmiyor. Fakat tahmini olarak 18-19 yaş civarında devşirme olarak Kayseri -Ağırnas'tan alındığında tarihi kaynaklara göre Türkçeyi konuşan, Ortodoks mezhebine mensup Hristiyan bir çocuk. Fakat bu çocukta müthiş bir taş işleme ustalığı var. Bir yapıya ruh aktarma yeteneği var. Bu yeteneği görülüyor. Osmanlı devşirme sisteminde genellikle 18 - 19 yaş civarında çocukların alınması çok istisnai bir durumdur. Ancak çok büyük bir yetenek varsa istihkam ve mimari sınıfına bunlar alınabiliyor.

Şimdi bu çocuk alınıyor ama alındıktan sonra Sinan'ı marangozluk eğitimine tâbi tutuyorlar. Aslında bir taş ustası. Siz bir taş ustasını marangozluk eğitimine niye tâbi tutarsınız? Aslında burada bir eğitim var, bir terbiye var. Taştan ağaca geçmek hem sabrı öğretiyor hem geometriyi, matematiği öğretiyor; hem bütünlüğü öğretiyor hem de yumuşatıyor. Taşla hemhal olmak insanı biraz daha ruhsal dünyasında sertleştirir. Ama ahşap, ahşabı oymak, ahşabın birbiriyle bütünleşmesi daha sistematik bir bakış açısı, daha bir bütünleşme sağlıyor.

Sonra bir bakıyoruz Sinan'ı Yavuz Sultan Selim'in İran Seferi sonrasında İznik'te çini fırınlarını yaparken görüyoruz. Bu çini fırınlarını imar ettikten hemen sonra saray nakkaşından nakkaşlık eğitimine tâbi tutuluyor. Şimdi burada da renklerin öğrenilmesi, renklerle beraber bir sabrın, odaklanmanın, bir şekilde sanatın farklı dallarına giriş yapabilmenin kazandırılması var. Ardından Sinan'ın on yıl boyunca mühendislik mesleğinde pişirilmesi var, yoğrulması var. Mesela Sinan'ın marangozluk eğitimi İran seferinde test ediliyor. Van'ı geçecek gemileri inşa sürecinde… Mühendislik ve mimarlık alt yapısı Prut Savaşında, Prut nehrine yaptığı o köprülerle test ediliyor.

Şimdi Osmanlıda burada şunu görüyoruz. Önce yeteneği keşfediyor. Sonra o yeteneği devletin temel değerleriyle yoğuruyor, biçimlendiriyor. Uzun soluklu bir şey bu. Arkasından bu yeteneğe yeni bütünsel anlayışlar kazandırıyor. Mesela biz Sinan'da işte mimarlığı, mühendisliği, nakkaşlığı, marangozluğu yani bir yapının bütününü oluşturacak her şeyi görürken aynı zamanda bu kişi bir asker olarak, bir yönetici olarak yetiştiriliyor. Sinan yirmi yıl boyunca askerlik yapıyor, subaylık yapıyor. İnsanları organize etme yeteneğini kazanıyor.

Burada kimliği inşa etme sürecinden sonra bütünleştirme, sonra bu kişiyi farklı projelerle sınama, testlerde başarılı olursa terfi ettirme, yükseltme ve yeniden ödüllendirme dediğimiz bir mekanizmayı görüyoruz. Ve bu mekanizma Osmanlıyı yukarıya taşıyan bir şey. Sürekli yeni yeteneklerle kendini besleyen bir sistem. Osmanlıyı belki 200 yıl, 300 yıl öne taşıyan şey de buydu. Zekâyla değeri, ahlaki yapıyla yeteneği bir araya getirmesi ve bu insanları doğru yerde konumlandırabilmesiydi. Yani adaleti insanı dağıtma noktasında da tesis edebilmesiydi.

Külliye Osmanlıda ne ifade eder? Süleymaniye Külliyesi’ni diğer külliyelerden farklı kılan neydi?

 

 

Şimdi külliye benim kişisel kanaatime göre İslam inancındaki tevhit, birlik, bütünleşme, zıtların ve farklılıkların bir denge ve uyum içerinde bir araya gelmesinin somutlaşması. Yani bir şekilde insanla toplumu, toplumsal ihtiyaçlarla insanın yolculuğunu, yücelmesini bir araya getiren yapılar. Zaten külliye kelimesi bütünleştirmek, birleştirmek demek. Toplumun ihtiyaçlarını ortak değerlerde bir araya getirmek. Tabi bunun merkezinde insanın inanç birliği, inanç bütünleşmesi var. Bütün külliyelerin merkezinde biz camiyi görürüz. Caminin etrafındaki yapılar topluluğu ise toplumun temel ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlar, hedefler.

Osmanlı, külliye sistemi ile hem toplumsal yapıda medeniyet değerlerini, kültürel değerleri aktarırken hem sosyal ihtiyaçları karşılıyor hem de o bölgeyi iktisadi olarak dönüştürüyordu. Birden fazla fonksiyonu olan bir yapılar topluluğu. Sadece bir yapı topluluğu değil, aslında bir medeniyet anlatımı. Bir medeniyetin kendini ifade etme biçimi. Benim kişisel kanaatim tevhidin toplumsal hayattaki, sosyal yapıdaki karşılığı.

Şimdi Süleymaniye Külliyesi’ni farklı kılan şey ne? Süleymaniye Külliyesi aslında bir iddia, bir duruş, bir liderlik duruşu, bir toplumsal duruşu ifade ediyor. Süleymaniye Külliyesi Osmanlı devletinin 250 yıllık birikiminin yansıması.

1300'de kurulduğunu düşünürsek Osmanlıyı, Süleymaniye Külliyesi yapımına 1550 yılında başlanıyor. Tam 250 yıllık bir yönetim, bir mimari, bir sanat, bir iktisadi birikim var. Artık olgunlaşma sürecinde olan, hatta olgunlaşmanın zirvesinde olan bir devlet. Süleymaniye yapılırken Kanuni Sultan Süleyman 56 yaşında. Tahta çıkalı 30 yıl olmuş. Kendisini ispat etmiş, olgunlaşmış, artık bu olgunlaşmayı bir iddia ile somutlaştırmak isteyen bir devlet yöneticisi var, bir devlet başkanı var. Ve Mimar Sinan da artık olgunlaşmış, belirli mimari eserlerle kendisini test etmiş ve yaşının da olgunluğuna gelmiş, 60 yaşında Süleymaniye'yi inşa ettiğinde. Baş mimar olalı 12-13 yıl geçmiş. Şimdi burada olgunluğun somutlaşmasını görüyoruz, kendisini ifade etmesini görüyoruz. Bir kemali görüyoruz.

Yalnız Süleymaniye aynı zamanda bir duruştur dedik, bir temsildir dedik, bir iddiadır dedik. Süleymaniye İstanbul'un üçüncü tepesi üzerine konumlandırılıyor. Döneminin en büyük üniversitesi, döneminin en büyük ticaret merkezi, döneminin en büyük rehabilitasyon merkezi, döneminin en büyük daruşşifası. Ve bütün bunlar tam üçüncü tepede, Galata'nın karşısına konumlandırılıyor. Biz Süleymaniye'nin durduğu noktaya bakarsak bir yönüyle birinci tepeye bakıyor. Yani Ayasofya'nın olduğu yere. Diğer yüzüyle de Galata Kulesi’ne bakıyor. Şimdi konumlandırıldığı yer çok önemli.

Ve Süleymaniye'nin yapım planı Ayasofya'nın planında. Siz Ayasofya'nın planında bir eser yapıyorsunuz fakat dışardan baktığınızda Ayasofya'ya hiç benzemiyor. Ve özellikle Ayasofya planında yapılmasını Kanuni Sultan Süleyman istiyor. Burada bir iddia var. Geçmişin bütün bilgi birikimini, bütün dinlerini anlayışla içimize aldık. Onlara şefkat ve merhametle yaklaştık. Bütün dinlere, peygamberlere saygılıyız. Fakat biz en son diniz, en yeniyiz, en tazeyiz. Ve dünyaya tevhidi duyuruyoruz ve size de meydan okuyoruz.

Meydan okunan yer neresi? Batı dünyası. Peki, bunu nasıl anlatıyor? Galata'nın karşısına konumlandırarak anlatıyor. Osmanlı İstanbul'u fethettiğinde Galata'yı tamamen yok etmiyor. Batıya açılan bir pencere olarak onu sürekli tutuyor. Orası Batı dünyasının bir yansıması. İşte tam Galata'nın karşısına konumlandırılarak da verilen mesaj şu: Taze ve yeni olanız ve bir iddia sahibiyiz, dünyaya yeni bir mesaj getiriyoruz. Söyleyecek bir sözümüz, bir duruşumuz var.

Bu, olayın medeniyetsel karşılığı. Bir de bunun inançsal karşılığı var. Süleymaniye Külliyesi’nde yazılmış olan ayetleri, yani işaret ve delilleri, Allah'ın bilgi birikimini yansıtan o derin ifadeleri Ebussuud Efendi seçiyor. Süleymaniye'yi donatan bütün ayetleri Kur'an'ı Kerim'den Ebussuud Efendi seçiyor. Ve Süleymaniye Camii’nin hemen girişinde mavi çini panolarda sağ tarafta Ayetel Kürsi yazar. Yani Allah'ın en öz şekilde inananlara kendisini ifadesi, sol tarafta ise Fetih Suresinin son iki ayeti yazar. Bu iki ayet ise inananların liderlik duruşunu ifade eder. Onlar hakikati inkâr edenlere karşı sağlam ve kararlı bir duruş içindedirler. Birbirilerine karşı ise merhametli, anlayışlı ve şefkatlidirler

 

.

 

Şimdi Süleymaniye'ye siz dışardan baktığınızda ister Eyüp'ten gelin ister Üsküdar'dan gelin ister Boğaz'dan gelin dağın içinden, tepenin içinden sıyrılarak çıkan büyük bir heybeti, kararlılığı, sağlamlığı görürsünüz. İçine girdiğiniz zaman ise yaklaşık 50 metrelik kubbenin altında ezilmezsiniz. Kubbesi sizi kuşatır, sarar. Merhameti, dinginliği, korunmuşluğu hissedersiniz. İşte Süleymaniye Sinan'ın bu Fetih Suresinin son iki ayetini mimari dille aynı zamanda somutlaştırmasıdır. Bu nedenle hem bir medeniyet ifadesidir hem de İslam dininin liderlik duruşunu Sinan'ın ellerinde ifade etmesidir. Bu nedenle Süleymaniye'nin farklı bir önemi var.

Aynı zamanda Süleymaniye Osmanlıdaki külliye modelinin en bütünleşik, en mimari dilde tamlaşmış olan halidir. Daha sonra yapılan Selimiye ya da Sultan Ahmet'teki külliye modelleri çok dağınık modellerdir.

Hocam bahsettiniz ama orayı vurgulamanızı istiyorum. Kitabınızda da bir Rus gazetecinin Süleymaniye'yi gözlemledikten sonra söylediğiniz söylemleri var. Ayasofya'nın o eziciliği, Süleymaniye'nin ise kuşatıcılığı. Bunu sizden dinleyebilir miyiz?

Şimdi aslında sadece Gleb Şulpyakov’a ait bir tespit değil. Mesela Edmondo de Amicis, İtalyan yazar, meşhurdur, Çocuk Kalbi adlı eseriyle bilinir. İstanbul'u 1878'de geziyor ve İstanbul adında büyük bir eser yazıyor. Şimdi bu eserde benzer tespitleri Amicis de yapıyor. Siz diyor, içeri girdiğinizde sadece birliği ve bütünlüğü hissediyorsunuz diyor. Sadece Allah'ın koruyuculuğunu, şefkat ve merhametini hissediyorsunuz diyor. Ve arındığınızı hissediyorsunuz, ellerinizden tutulup kaldırıldığınızı hissediyorsunuz. Bu tespiti Amecis de yapıyor Gleb Şulpyakov da yapıyor benim karşılaştığım birçok turist de yapıyor.

Bu, mimari dile bunu aktarabilmekle ilgili olan bir şey. Yani dinin temel esprisinin merhamet yani engelleri kaldırmak olduğunu, bir şekilde insanın olgunlaşması, insanın yolculuğunu olduğununve insanın kendisini keşfetmesi olduğunu ve caminin aslında mimari dille bir arınma, keşif ve bütünleşmenin somutlaşması olduğunu mimari dille anlatabilmesi çok önemli.

İşte bir de burada bizim inanç sistemimizde Allah'ın yol göstermesi, rehberliğiyle ışık arasında, aydınlık arasında bir bağlantı kurulur. Ve Sinan bunu Süleymaniye'de o kadar güzel anlatmıştır ki insanın arınmasıyla güneş ışığı arasında, hakikat yolculuğundaki bütünleşmesi arasındaki benzerlik.

Ama biz şeye baktığımızda, kiliselere baktığımızda ki Ayasofya birçok eski katedrallere göre aydınlık kalır. Ayasofya'da insanın yaradılıştan günahkâr oluşu anlayışı vardır. Ve bu günah anlayışından sonra Tanrı karşısında acizliği, güçsüzlüğü ve kendini yalnız ve güçsüz hissetmesi mimari dille anlatılıyor. Oysa bizim mimarimizde tamamen bir arınma, özgürleşme ve engellerin kaldırılması var. Ve bu tespiti sadece Gleb Şulpyakovdeğil, dediğim gibi birçok yabancı yazar hatıratlarında yazmış, dile getirmiş.

Hocam inşası sırasında da binlerce insan çalışıyor. Tabi 7 yıl süren bir inşaat sürecinde ortaya çıkan bir ihtiyaç var. Bunların giderilmesi, idare edilmesi... Bir de karma bir toplum yapısı var, farklı etnik gruplardan birçok insan çalışıyor. O motivasyon nasıl sağlandı?

 

 

Şimdi Osmanlının esas belki bu kısmı üzerinde çok durulmuyor. Esas üzerinde durulması gereken kısım bu. Zaten benim kitabı yazmamdaki amaç da bu. Süleymaniye külliyesi inşa edilirken tam 20 bin insan organize edilmiş. Farklı mezhep gruplarında farklı etnik yapılardan ve bu yapılırken de o insanların uzmanlığı, yetkinliği çok iyi tespit edilmiş. İyi bir eleme sürecinden geçirilmişler.

Ve burada çok ilginç bir denge var. Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı nüfusunun %50'si Müslüman, %50'si Hristiyan. Bu denge Süleymaniye'nin yapım sürecine de aktarılmış. Süleymaniye yapım sürecinde çalışan 20 bin kişiden 10 bini Müslüman, 10 bini Hristiyan. Ve burada insanlar çalışırken performansları yani elde ettikleri sonuçlar ölçülmüş, hedefler konulmuş. Eser yapılırken ulaşılması gereken zaman planlamaları yapılmış. Mesela çok ilginçtir. Süleymaniye Külliyesi’nin daha temelleri atılırken, cami açılmadan önce iç mekânı kapatacak olan halıların siparişleri verilmiş. Siz bir işin planlamasını yedi yıl öncesinden yapıyorsunuz. Biz zaman etüdü yapıyorsunuz. Zaman planlaması yapıyorsunuz. Ve yapılan zaman planlaması sonucunda halıların dokuma sürecinin dört beş yılı bulduğu hesaplanıyor. Ve onun için siparişler daha temel atılırken veriliyor. Yönetmelikler çıkartılıyor halının dokuma sürecine ilişkin, dokuyacak ustaların yetkinliğine ilişkin, bunlarda kullanılacak toprak boyalara ilişkin.

Mesela yine çok ilginç, Süleymaniye Külliyesi daha bitmeden beş ay önce yönetim kitabı hazır. Yönetim kitabını, organizasyon el kitabını hazır ediyorlar. Yine ekip çalışmalarında en dengeli ekip sayısı 5 kişidir. Yaz aylarında Süleymaniye Külliyesi’nde 3 bin kişinin çalıştığı olmuş, bu 3 bin kişiyi 5'er kişilik ekiplere ayırmışlar. Tam dengeli ekipler. Ve bu ekiplerdeki sürekliliğe de büyük önem vermişler. Çünkü ekiplerdeki süreklilik bozulduğunda bu yapının inşa sürecini etkiliyor. Ekipler arasındaki uyumsuzluk, çatışma problemleri çıkıyor. Başlayan bir ekip sonuna kadar eseri götürmüş. Bu da neyi gösteriyor? Ekipleri oluştururken insan seçmede gösterdikleri hassasiyeti gösteriyor.

Performansın ödüllendirilmesi var. Motive edilmesi için mesela çok ilginç bir şey var. Mesela temelleri kazanlar Ermeniler. Bir de Osmanlı burada çok ince, hassas bir şey yapıyor. Hangi millet hangi alanda çok yetkinse en yetkin olduğu alanda onu kullanmış. Mesela Ermeniler temel kazımında çok yetkin olduğu için Ermeniler temel kazımında devreye girmişler. Mesela Sırplar ağaç işlemeciliğinde devreye girmişler. Böylece her bir millet uzman olduğu alanda devreye girmiş. Mesela taş işlemeciliğinde daha çok Türkleri görüyoruz. Nakkaşlıkta Türkleri görüyoruz. Ama burada ekipler çok iyi organize edilmiş. Ve aralarında en ufak bir çatışma yok. Çünkü kuralları oluşturmuşlar, iş analizleri yapmışlar.

Biz bunları el yazmalarını okuduğumuzda ya da işte Stefanos Yerasimos'un çalışmasında, Ömer Lütfi Barkan hocamın muhasebe defterlerini Türkçeleştirmesinde, hepsinde bu kayıtları görmemiz mümkün. Ve daha ilginç bir şey. Süleymaniye Külliyesi’nin daha yapım süreci başlarken devasa bir maketini yapıyorlar. Ve bu maketi inşaat alanına koyuyorlar. Her yapan insan nasıl bir eseri ürettiğinin, neye katkı yaptığının, nasıl bir toplumsal miras, medeniyet mirası için uğraştığının daha başlangıcında farkına varıyor. Motivasyon açısından çok önemli bu.

Dört minareyi de farklı dinlere mensup insanlar mı yapıyor?

Evet, evet. Farklı etnik gruplarda, farklı milletlerde insanlar inşa ediyor. Minarelerden bir kısmında Rusların etkisi var, bir kısmında Türklerin etkisi var. Ama dil, mimari dil, anlayış noktasında tamamen İslami unsurlar ortaya çıkıyor. İnsanlık mirasını İslami değerler noktasında harmanlıyorsunuz aslında. Süleymaniye bunu kendi içinde de anlatıyor.

Süleymaniye'nin içinde dört farklı sütun vardır. Bu dört sütun Osmanlı egemenliğindeki dört kadim medeniyete vurgu yapar: Yunan, Roma, Mısır ve İbrani. Ve dört sütun aynı zamanda Osmanlı bilgi birikiminin bir şekilde biçimlendirdiği, kullandığı fakat İslam'ın emrine vermiş olduğu dört temel bilgi birikimidir. O nedenle Osmanlı insanlık bilgi birikimini en iyi sentezleyen, koruyan ve bunu korumak konusunda büyük bir hassasiyet gösteren yönetim anlayışını ortaya koymuş oluyor.

Hocam modern İstanbul en büyük depremi ‘99 yılında yaşadı. Sonuçları malum. 452 yıldır baktığınız zaman sadece depremler değil birçok afetler, birçok yangınlar geçirdi külliye ve sapasağlam duruyor. Tabi ki bu bahsettiğiniz sistemli çalışmanın etkisi. Bu konuda ne diyeceksiniz? 

Şimdi şunu söyleyeyim; Osmanlı yönetim sisteminde değerlerden bahsetmiştik ya, Edebali'nin sisteme yerleştirdiği değerler. Osmanlı yönetimine yansıyan İslam'ın temel değerlerinden bir tanesi de ihsandır. İhsan bir işi yaparken en iyi, en güzel, en yetkin şekilde yapmaya odaklanmak demek. Yani sürekli iyisini yapmak, sürekli eksiksiz yapmak. İlk seferinde doğru ve hatasız yapmak. Bunu yapabilmeniz için yani ihsanı oluşturabilmen için belli yaklaşımlarınız olması lazım. Mesela güvenilirlik, sağlamlık, standartlar, doğru olanı, yetkin olanı tercih etmek, sürekli en iyiyi yapmayı hedeflemek, yüksek sorumluluk bilinci. İşte aslında ihsan dediğiniz şey bunların bir toplamı.

 

 

Yalnız bunun yönetimsel karşılığı aynı zamanda bir işi iyi yapacaksanız, güzel yapacaksanız, sağlam yapacaksanız riskleri hesaplayabilmeniz gerekiyor. Süleymaniye Külliyesi’ni eğimli bir araziye yapıyorsunuz, bir tepe üzerine yapıyorsunuz, bir deprem coğrafyasında yapıyorsunuz. İşte bütün riskleri tek tek hesaplamışlar. Mimar Sinan, Süleymaniye Külliyesi’nin depremlerden etkilenmemesi için gemi omurgası şeklinde temelleri atmış. Böylece deprem dalgaları nerden vurursa vursun titreşim her tarafa eşit dağılıyor. Temellerin sağlam olması, zeminin çökmemesi için Süleymaniye etrafında onlarca kuyu açmışlar. Suları kuyularda topladıktan sonra kanallarla Haliç'e boşaltmışlar. Böylece zemin sürekli kuru kalmış. Eğer zeminin altında su yatakları olursa deprem esnasında o su yatakları kayıyor ve bina olduğu gibi aşağıya çöküyor. Müthiş bir hesaplama yapmışlar.

Sonra minareler depremde esneyebilsin diye minarelerin temellerine hareket edebilmesi için bir ray sistemi yerleştirmişler. Böylece minare deprem esnasında esneyebiliyor.

Deprem titreşimini azaltacak harçlar kullanmışlar. Binalardaki taşları birbirine bağlarken demir bağlantıları kurşunlarla birbirine bağlamışlar ki esneyebilme özelliği olsun.

Yani birden fazla risk hesaplaması yapmışlar. Ve Sinan biterken "Allah'ın izniyle kıyamete kadar yaşayacak" diyor. Çünkü Sinan’ın burada öyle bir kendine güveni var ki oluşabilecek bütün potansiyel riskleri hesaplamışlar.

İşte burada temel şeylerden bir tanesi şu. Günümüzde biz kısa vadeli düşünüyoruz, kâr’a odaklanıyoruz. Oysa Osmanlı sürece odaklanıyordu. Bir işi her adımında doğru, eksiksiz, tam yapabilmeye. Güvenilir yapabilmeye, hakkaniyetli ve adil yapabilmeye. Biz ise günümüzde gösterişe, güce, kâr’a, kazanmaya, başarıya odaklanıyoruz. Aramızdaki temel zihniyet farklılıklarından biri bu. Osmanlı bütünsel düşünüyordu. Bir işi yaparken toplumun bütün yapısını etkilemesini hesap ediyordu. İşi yapmadan önce işin doğabilecek risklerini, negatif durumlarını hesaplıyordu. Bunları ortadan kaldırıyordu. Bunları ortadan kaldırdığı için krizler doğmuyordu.

Günümüzde biz krizleri doğduktan sonra nasıl yöneteceğimizi düşünüyoruz. Ama daha doğmadan önce tedbirleri almıyoruz. Ve sürekli krizlerle muhatap oluyoruz. Kriz hayatımızın doğal bir parçası ama bu toplumumuzun çürümesine, güven kaybına, sosyal çözülmesine neden oluyor.

Osmanlıyı farklı kılan diğer önemli şeylerden biri hak kavramına, insanın duygusal dünyasına, hak kavramının insandaki karşılıklarına büyük bir önem vermesiydi. Mesela Süleymaniye şu anda 9 şiddetindeki depreme dayanıklı bir eser. Bu eserin bu kadar dayanıklı yapılmasında risk hesaplaması, planlama, organize etme, yönetimsel birçok şey var. Ama çok önemli bir şey daha var. Süleymaniye'deki çalışan 20 bin insanın ve Süleymaniye yapılmadan önceki istimlak sürecindeki insanların her birinin iş yapılırken hakkı, en ince ayrıntılarına kadar hesaplanmış ve ödenmiş. İnsan ah’ı esere sinmesin diye büyük bir titizlik ve hassasiyet gösterilmiş.

Süleymaniye bugün ayaktaysa hem bir yönetimsel altyapıdan dolayı ayakta hem de manevi noktada iş yapılırken insan hakkının ve hassasiyetinin gözetilmesinden dolayı ayakta. Belki günümüzde kaybettiğimiz en temel şeylerden biri de bir iş yaparken o insanın bütünsel emeği hesaplanabiliyor mu? Duygusal karşılığı verilebiliyor mu? Hak kavramı tam olarak ifade edilebiliyor mu?

Mesela Süleymaniye yapılırken bir istimlak süreci var. Bir imamın evi alınıyor. İmamın kızı bulunduğu mahalleden ayrılmak istemiyor. Ev iyi paraya alınmış ve imama başka bir yerde ev de verilmiş. Ama kız çocuğu diyor ki "ben yaşadığım mahalledeki arkadaşlarımdan ayrılmak istemiyorum." Ve dönemin kadısı çok ilginç bir karar veriyor. "Çocuğun ruhsal gelişimi için bu yaş döneminde arkadaşlarından ayrılması olumsuz etki yapar. Devletin yine aynı yakınlarda ev vermesi gerekiyor." diyor. Şimdi böyle bir emri uygulamak zorunluluğu var mı? Bence yok. Ama uyguluyor. Çünkü esere çocuğun dahi olsa ah’ının sinmemesi lazım.

Şimdi günümüzde gözümüzden kaçırdığımız şeylerden biri bu. Biz daha çok güce, kazanmaya, başarıya odaklandığımız için o süreci, bütünlüğü, hassasiyetleri göremiyoruz. Belki yeniden bunları kazanmamız gerekiyor. Süleymaniye kendi bünyesinde de bunları fazlasıyla anlatıyor.

Hocam bir de şöyle soru soryım size. KPSS'de bu sene belki bilginiz vardır. Bir soruydu Mimar Sinan'ın ustalık eseri hangisidir diye. Selimiye ve Süleymaniye şıklar arasındaydı. Dün baktım ona, araştırdım, Google'da en çok aratılan soru olmuş. Mimar Sinan hakkında da KPSS'ye girecek bir adayın bilgi sahibi olmaması biraz düşündürücü değil mi?

Aslında çok düşündürücü değil. Çünkü bizim eğitim sistemimiz insanlara kendi olmalarını, kendilerini ifade etmelerini değil sistemde geçer akçe neyse onu ezberleyip onu tüketmeyi öğreten bir eğitim anlayışı olduğu için, bizim lise eğitimini bitiren bir öğrencimiz kendi sanatını, medeniyetinin temel eserlerini, edebi klasiklerini tanımıyor. Çünkü bunlar günümüz dünyasında ona bir kazanç getirmiyor, bir sınıf atlama getirmiyor.

 

 

Şu anda biz karakter sahibi, kimlik sahibi, kendi medeniyet değerlerini bilen ve bir duruş sahibi insanı mı yetiştirmeye çalışıyoruz yoksa tüketici olan, bir şekilde güç yarışı içerisinde olan bir insan mı oluşturmaya çalışıyoruz? Bence soruyu doğru sormamız gerekiyor.

Bizim eğitim çerçevemiz içerisinde kişinin özüne güvenmesi, bu özünün kimlik algısı, tarihsel algısı… Mesela öğrencilerin en fazla hoşlanmadığı dersler tarih, edebiyat, felsefe, matematik gibi derslerdir. Bu neyi gösteriyor biliyor musunuz? Siz bu dersleri iyi öğretemediğiniz için çocuk ne kendi kimliğini bulabiliyor ne de kendini ifade edebilecek argümanları, araçları geliştirebiliyor. Peki, bu dersler niye sevdirilmiyor, niye öğretilmiyor? İşte bugün oturup eğitim sisteminde yeniden bir yapılanmaya ihtiyacımız var. Bu da bütünsel bir bakış demek, sistematik bakış demek. Ama bizim insanımız sistematik bakmayı sevmiyor, bütünsel bakmayı sevmiyor. Kısa vadeli anlık hazlar istiyor. Temel sıkıntımız da buradan kaynaklanıyor.

Hocam bunlar dışında eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bence burada en önemli şeylerden bir tanesi ailelerin, eğitim sistemimiz demiyorum, ailelerin çocukların ilk yaşlarında tarihsel eserlerle haşır neşir olmalarını sağlamaları. Bir çocuk eğer üç dört yaşlarındayken Sultan Ahmet'in, Süleymaniye'nin, Eyüp Sultan'ın mekânına girmemişse, havasını solumamışsa, o mekânda koşturmamışsa, düşüp kalkmamışsa, medeniyetinin damarlarını böyle bilinç altına yerleştirmemişse o çocukta kimlik anlayışının çok sağlam olabileceğini düşünmüyorum. Tabi bu İstanbul için böyle. Konya'da farklı, Erzurum'da farklı.

Anne babaların alıp çocuklarını kimliğimizin, aidiyetimizin olduğu mekânlarla tanıştırmaları gerekiyor. Önce duygusal dünyayla, sonra biraz daha lise çağlarında bilgiyle araştırarak, sorgulayarak, bilerek, hissederek.

Bugün siz Sultan Ahmet'e, Süleymaniye'ye gitseniz bizim insanımızdan daha fazla yabancı insanların buraları gezdiğini ve gözlemlediğini görürsünüz. İşte temel sıkıntılarımızdan bir tanesi bu. İnsanımızın kendi kimliğini anlayabilmesi biraz nüfuz etmesiyle, odaklanmasıyla ilgili. Ve bu noktada ben biraz daha aileye, anne babalara daha büyük görev düştüğünü düşünüyorum.

Sultan Ahmet'le Süleymaniye arasındaki bir karşılaştırma yapmak ister misiniz?

Şöyle bir şey söyleyeyim. Dönemsel olarak ikisi farklı eserler. Yalnız Süleymaniye Külliyesi dediğim gibi Osmanlının bir birikimi. Süleymaniye'yi yaparken Kanuni Sultan Süleyman 57, Mimar Sinan 60 yaşında. Ve artık olgunlaşmış, hatta olgunluktan yavaş yavaş durgunluğa geçen bir medeniyetin kendini ifade etme biçimi, bir duruş aslında. Ve Kanuni orada artık kendini aşmış, ispatlamış. Yani 13 sefere katılmış, Balkanlarda birçok fetihler yapmış, kendini ispat etmiş olan bir devlet başkanı var karşımızda. Sinan desek hakeza öyle.

Yalnız biz Sultan Ahmet Külliyesi'ne baktığımızda Sultan Ahmet'i yapan I. Ahmet tahta geçtiğinde 14 yaşında. Ve caminin inşa emrini verdiğinde 19 yaşında Sultan Ahmet, açılışını gördükten bir yıl sonra 28 yaşında vefat ediyor. Birinde zirvede olan bir devlet var, ötekisinde on yıl boyunca Safevilerle, Avusturya'ya savaşlarla yıpranmış, artık rakiplerini tamamen dize getiremeyen, rakipleriyle neredeyse eşit konuma gelmiş, eski zafer günlerinden uzaklaşmış, kendi içinde daralma sürecini yaşayan bir devlet var.

Ve bir çocuğun düşü, I. Ahmet'in düşü aslında Sultan Ahmet Camii. Tekrar ihtişamını kaybeden devlete ihtişamlı olduğunu, geçmişteki o özlediği günlere tekrar varabileceğinin hayalini inşa etmeye çalışıyor. Belki toplumun kendini motive etmek istiyor.

Yalnız bir gerçek var. Süleymaniye Külliyesi devletin zirvedeki hali, 60 yıl sonra yapılmış olan Sultan Ahmet ise devletin kendi içinde bir krize girdiği dönemin hayal ürünü olan, aslında gerçekliği tam olarak yansıtmayan eseri.

O nedenle bakın Süleymaniye'de müthiş bir sadelik vardır. Biz içeriye girdiğimizde süsler görmeyiz. Dinginlik görürüz, sadelik görürüz. Çünkü güç kendini sadelikle ifade eder. Oysa Sultan Ahmet'e girdiğimizde müthiş bir süsleme görürüz. Güçlü olanın kendini ispat etmeye ihtiyacı yoktur. Zayıf olanın ise süslerle kendini daha iyi göstermeye ihtiyacı vardır. Bu nedenle Sultan Ahmet'le Süleymaniye farklı devlet psikolojilerinin dışa yansımasıdır.

Diğer bir özellik de Sultan Ahmet'i yapan Sedefkar Mehmet Ağa, 20 yıl Mimar Sinan'a hizmet etmiş, emek vermiş, kalfalığını yapmış olan değerli bir mimar. Fakat Mimar Sinan'ın ölümünden sonra İstanbul'dan uzaklaştırılıyor. Farklı görevler alıyor. Daha çok yönetimsel, askeri görevler alıyor. Mimari alanının bayağı dışına çıkıyor. Yıllar sonra tekrar 1606'da baş mimarlığa getirildiğinde birikmiş olan bütün potansiyelini tek ve en büyük eserinde dile getiriyor. Ve eser bittikten bir yıl sonra da ölüyor zaten. O nedenle Sinan'ın birikimiyle Sedefkar'ın birikimi çok farklı. Yaşadıkları öyküler farklı.

Yalnız şunu da görmemiz lazım; Sinan Süleymaniye'de bir iddiayı temsil ediyor. Sultan Ahmet'in ise o noktada baktığımızda ne medeniyetsel ne de mimari olarak bir iddiası yok. Mesela mimari planında olağanüstü sınırları zorlayan bir şey yok.

Mesela Süleymaniye tamamen bir tepenin üzerine yapılmasıyla bile büyük bir projedir, bir iddiadır. Eğimli araziye siz devasa bir yapıyı konumlandırıyorsunuz. Teraslamalarla, kot farklarını hesaplayarak. Oysa Sultan Ahmet mimari olarak baktığınızda rakamlarla ölçmek noktasında büyük bir proje de değildir. Plan noktasında baktığınızda da Mimar Sinan'ın zaten Şehzadebaşı’nda kullandığı mimari planın aynısını Sedefkar Mehmet Ağa Sultan Ahmet'te kullanmıştır.

Hocam çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim, sağ olun, var olun.

İbrahim Zeyd Gerçik, Bir Yönetim Modeli: Süleymaniye, Küre Yayınları

İbrahim Zeyd Gerçik, Bir Yönetim Modeli: Mimar Sinan, Küre Yayınları

 

Röportaj: Önder Hanelçi

Kaynak:Dünya Bizim


Keyword : radyo vakit - dünya bizim -
Bookmark and Share
 

DİĞER HABERLER

Babalar çocuklarını neden öldürüyor?
Modern hayat düzeninin toplumun en küçük birimi olan aile üzerinde de hakim olmasıyla birlikte aile yapısında da ciddi bir dönüşüm başladı. Anne-baba-
Kültür dindarlığı Kültür Atatürkçülüğü Kültür mantarı
Bizim için sakal bir kimlik gibiydi o zamanlar. Üniversitede Atatürkçülüğü ile meşhur hocam, sakallı ve Kanal 7’de çalıştığım için (ve tabi derslerine
Dava ve siyaset (1 - 2) Hangisi araç, hangisi amaç? ?
Bizim gibi insanların, yani ömrü hayatını “dava” dediği bir idealin peşinde koşarak geçirenlerin konuşması, tartışması, bazı gerçekleri kabullenmesi e
Son 10 yılın tüm sınavları incelemeye alındı
Özer, yeni kurdukları Sınav Sonuçlarını İzleme ve Değerlendirme Birimi'de ÖSYM tarafından son 10 yılda yapılan tüm sınavların masaya yatırılacağını aç
Yemen'in 'can damarlarının' kapanması ve sonuçları
Yemen'in "can damarları" olarak addedilen sınır kapıları ve limanlar, son iki buçuk yıldır milyonlarca kişinin verdiği hayat mücadelesine büyük katkı
Allah Kimleri Sevmez
Allah Kimleri sevmiz, Prof. Mehmet Okuyan
Çok İmam Hatip açılıyor ama toplum İslam'dan uzaklaşıyor
Sırma, “Ak Parti döneminde Müslümanlar çok daha fazla rahata kavuştular. Seküler oldular. Dünyevi oldular ve diyelim ki 15 sene önceki o İslami şuuru
İbn Teymiyye’nin hayatı ve tasavvufa dair görüşleri (1)
“Düşmanlarım bana ne yapabilir ki, Hâlbuki benim cennetim göğsümdedir. Şayet çıkıp gidersem o benimle beraberdir ve benden ayrılmaz. Benim hapsim bir
Kapı kapı gezip öğrenci aradılar
14. İmam Hatipliler Kurultayı, geçtiğimiz hafta İzmir’in Çeşme ilçesinde yapıldı. Gerçek Hayat dergisinin de katıldığı kurultay “Samimiyetle” temasıyl
Ayın Yarılması (Şakkul Kamer) diye bir mucize var mıdır?
Eldeki mushafta 54., Hz. Osman Mushafında ise 37. sırada olan 55 ayetlik Mekkî Kamer suresinin ilk ayetinde “…inşakkal kamer” (ay yarıldı) şeklinde bi
1 -


Abdullah Yıldız

Kalbimiz Camide Cami Kalbimizde

31/10/2017 - 14:29

Abdullah Yıldız
Abdurrahman Dilipak
Abdülaziz Kıranşal
Ahmed Kalkan
Ahmet Kekeç
Ahmet Varol
Ahmet Taşgetiren
Akif Emre
Ali Kaçar
Ardan Zentürk
Ali Karahasanoğlu
Atasoy Müftüoğlu
Cihan Aktaş
Coşkun Uzun
Fatma Tuncer
Hamza Er
Hayrettin Karaman
Halime Kökçe
Hamza Türkmen
Hamdi Akan
Hikmet Ertürk
Hüseyin Gülerce
Hüseyin Bülbül
Hüseyin Alan
Ibrahim Karagül
Ismail Kılıçarslan
Kemal Öztürk
Kenan Alpay
Kemal Songür
Mehtap Yılmaz
Mehmet Durmuş
Merve Şebnem Oruç
Mustafa Çelik
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Armağan
Mustafa Bozacı
Nedret Ersanel
Osman Atalay
Ramazan Kayan
Sevtap Mendi
Selahaddin E. Çakırgil
Süleyman Seyfi Öğün
Sükrü Hüseyinoğlu
Tülay Demircan Koyuncu
Yakup Döğer
Yavuz Bahadıroğlu
Yıldıray Oğur
Yiğit Bulut
Son Olayları Nasıl Değerlendiriyorsunuz
Oy Kullan Sonuçları Göster

www.radyovakit.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
bilgi@radyovakit.com  |  Yazılım & Sistem Yönetimi : Networkbil.Net

Evden eve nakliyat Gaziosmanpasa Evden eve nakliyat Eyüp Evden eve nakliyat Sultangazi Evden eve nakliyat Bayrampasa Evden eve nakliyat Günesli Evden eve nakliyat Sirinevler Evden eve nakliyat Yenibosna Evden eve nakliyat Küçükçekmece Evden eve nakliyat Basaksehir Evden eve nakliyat