Yeni Üyelik - Şifremi Unuttum
Arama    
Gerçek mü`minler şu kimselerdir ki; Allah hatırlatıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine O`nun ayetleri okunduğu zaman imanları güçlenir ve daima Rablerine güvenirler. Onlar namazı hakkını vererek kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan cömertçe sarf ederler. Enfal 2-3
* Ahlaki çürüme * Kredi kartı - 2: Kredi kartının Hükmü * Çağının Fetö'sü Celaledddin Rumî'den Sadece Bir Not * Dönüşmek ve Dönüştürmek * Trump’ın Kudüs’le imtihanı * Arakan'da 16 cami yıkıldı * Kudüs için ne yapmalıyız? * Filistinlileri açık bir çatışmaya çağırıyorum * ABD'nin PYD'ye verdiği silahlar Türkiye'ye yöneliyor * 'Kudüs kararıyla ABD savaşı barışa tercih etti'

SON DAKİKA

ANA SAYFA

SİTENİZE EKLEYİN

RADYO DİNLE

Linkler

GENÇ BİRİKİM DERGİSİ

HAKSÖZ DERGİSİ

UMRAN DERGİSİ

VUSLAT DERGİSİ

İKTİBAS

YORUM DERGİSİ

İSLAMİ YORUM

AHMET VAROL

ANALİZ MERKEZİ

ANSAR DE

AYETLER COM

DENİZ FENERİ

DÜNYA BÜLTENİ

Enfal de

FİLİSTİN ENFORMASYON MERKEZİ

HABER VAKTİ

HAYRETTİN KARAMAN

KUDUS YOLU

M.ENGİN NOYAN

MAZLUMDER

MUSTAFA İSLAMOĞLU

Süleymaniye Vakfı

TEFSİR DERSLERİ

TEVHİD HABER

TEVHİDE DOĞRU

TİME TÜRK

İ H H

YARDIMELİ DERNEĞİ

İKRA İSLAM

İLKAV

İSRA HABER

Özçgün Duruş

ÖZGÜR DER

GIDA AMBARI

SAAT KAÇ

T.C. Kimlik Numarası

STAR

YENİ AKİT

YENİ ŞAFAK

ADANA BARIŞ RADYO

ADANA RADYO HAYAT

AKSARAY KENT FM

ANKARA DENGE RADYO

ANKARA HEDEF RADYO

ANKARA RADYO VAKİT

ANTALYA DİLARA FM

BATMAN GENÇLİK FM

BURSA ÇINAR RADYO

BURSA RAHMET FM

ÇORUM ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR NUR RADYO

ERZİNCAN GÖKSU FM

ISPARTA DİLARA FM

KARAMAN GSRT FM

KAYSERİ ART FM

KAYSERİ ARİFAN RADYO

KAYSERİ FURKAN RADYO

KAYSERİ RADYO AS

KAYSERİ ŞAFAK RADYO

KIRIKKALE ANADOLU FM

KIRŞEHİR GENÇLİĞİN SESİ FM

KOCAELİ ANADOLU RADYO

KOCAELİ MESAJ FM

KONYA GENÇLİK FM

KONYA RADYO EN

KONYA RİBAT FM

KONYA İSRA FM

MALATYA SELAM RADYO

MARDİN CEMRE RADYO

MUŞ RADYO 1071

NİĞDE UMUT FM

SAKARYA HİLAL FM

SİVAS RADYO GÜNEŞ

SİVAS RADYO HİLAL

URFA RADYO MEDYA

URFA RADYO MEGA

İÇEL ÇAĞRI FM

İÇEL İSTİKLAL RADYO

İRİP RADYO

İSTANBUL MARMARA FM

İSTANBUL MORAL FM

İSTANBUL RADYO MEKTUP

İSTANBUL ÖZEL FM

İZMİR RADYO BAŞAK

24 HABER TV

ÇAĞRI TV

HİLAL TV

KANAL A

TGRT HABER

TV NET

ÜLKE TV

Namaz Vakitleri

8 Kasım 2010 dan beri

Bugün 47043
Toplam 404381431
En Fazla 606285
Ortalama 154167
Üye Sayısı 127
Bugün Üye Olan 0

Suudi’nin FETO ziyareti ve Ortadoğu’daki Türkiye

Mayıs ayından bu zamana kadar devam eden Katar Krizi, 2015-2017 arasında yaşanmış olan Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerindeki “bahar havası”nın kısa süreli olduğunu gösteriyor. Son bir kaç içerisindeki gelişmeler, kısa süre içinde bu pragmatik ilişkinin yerini husumetin de alabileceğini ortaya koydu. Dolayısıyla, Ortadoğu bölgesinde uzun süreli kalıcı ve
2017-12-13 - 17:05

Suudi’nin FETO ziyareti ve Ortadoğu’daki Türkiye

 

 

Mayıs ayından bu zamana kadar devam eden Katar Krizi, 2015-2017 arasında yaşanmış olan Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerindeki “bahar havası”nın kısa süreli olduğunu gösteriyor. Son bir kaç içerisindeki gelişmeler, kısa süre içinde bu pragmatik ilişkinin yerini husumetin de alabileceğini ortaya koydu. Dolayısıyla, Ortadoğu bölgesinde uzun süreli kalıcı ve bağlayıcı ittifaklar oluşturmak sanıldığı kadar kolay olmuyor. Bunu son bir kaç yıldaki Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri için de geçerli.

"BAHAR”IN KIŞA EVRİLMESİ SÜRECİNDE PİŞEN TÜRKİYE-SUUDİ İLİŞKİLERİ

Yanlış bir nitelemeyle “Arap Baharı” olarak adlandırılan bir süreç yaşadık. Bu süreç kimilerince çok idealize edildi. Bu sürecin üzerine kaldıramayacağı apaçık olan anlamlar ve beklentiler yüklendi. Kimileri için ise, belli bir merkezden düğmeye basılması sonucu belli bir proje bağlamında vuku bulan bir seri olaylar izledik. Bu iki tablonun da gerçeği yansıtmaktan ziyade bir vakıa karşısında pozisyon almaktan ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Ancak hangi pozisyonu alırsanız alın, “Arap Baharı” denilen süreçte Türkiye ve Suudi Arabistan’ın genelde farklı yerlerde kendilerini konumlandırdıklarını söylemek mümkün. Mevcut iktidarın gitmesinde ortak kanaatte oldukları Libya ve Suriye’de bile bu iki bölgesel aktör birbirlerinden farklı duruşlara sahip oldular. Türkiye ve Suudi Arabistan, bu iki ülkede farklı aktörlere destek verdiler.

Türkiye’nin Ortadoğu politikası, “Arap Baharı” sürecinde Müslüman Kardeşler Hareketi (MKH) ve onun müttefiklerine destek üzerine kuruldu. 2013 Temmuz’unda Mısır’ın serbest seçimle iktidara gelmiş tek Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin devrilmesine sebep olan askeri darbede Türkiye ve Suudi Arabistan farklı pozisyonlar aldılar.  Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ilkeli ve kararlı bir tutumla Mısır’daki darbenin karşısında yer aldı ve bütün dünyayı halk iradesi sonucu seçilmiş bir hükümetin darbeyle alaşağı edilmesinin karşısında yer almaya çağırdı. Suudi Arabistan ise general Abdülfettah El Sisi’yi iktidara getiren darbeyi destekledi, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile beraber darbe sonrasında yeni idarenin mali destekçisi olma sorumluluğunu üstlendi. Ayrıca, Suudi Arabistan da, Mısır’daki darbe hükümeti ve BAE gibi, MKH’yi terrorist örgüt olarak tanıdı.

Ocak 2015’te Suudi Arabistan’da krallık tahtına Selman bin Abdülaziz’in oturmasıyla birlikte Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde hızlı olumlu gelişmeler yaşanmaya başlandı. “Şii hilali” veya “İran yayılmacılığı” olarak ifade edilen, özellikle Suriye’de her iki ülkenin de istediğini elde edememesinden kaynaklanan endişeler nedeniyle iki ülke arasında yakınlık hızla gelişmeye başladı. Dış politikasını, ayakta kalmak için Sünni devletlerle etkili ittifaklar oluşturma ve bölgesel etki alanı oluşturma üzerine kuran Suudi Arabistan için burada bir çelişki yoktu.

Ancak Türkiye açısından durum farklıydı. Bir defa Türkiye, Suudi Arabistan’ın tersine “Arap Baharı” sürecinde “değişim” ve “halkın iradesi”nin yanında durmuştu. Kısaca bölgedeki muhtemel “demokratikleşme süreci”ni Türkiye’nin etki alanını genişletecek bir gelişme olarak görmüştü.  Bu bağlamda Türkiye, “Yeni Ortadoğu”da mühim bir aktör olacağına inandığı MKH’yi Ortadoğu siyasetinin tek olmasa da bir “merkezi aktör”ü olarak benimsemişti. Lakin 2015 yılından itibaren Türkiye, bütün Ortadoğu’da bu hareketi tasfiye etmeye karar vermiş ülkelerden biriyle hızla ilişkilerini geliştiriyordu! Bu arada Türkiye, Suudi Arabistan’ın öncülüğünde oluşturulan “İslam İttifakı/İslam Ordusu”nun önde gelen bir unsuru olarak da yerini kabullenmişti.

“YERLİ VE MİLLİ MEDYA SÖYLENCELERİ”

Peki, Mısır’daki darbe rejimine karşıtlık ile Mısır’ın en mühim destekçilerinden biriyle bu yeni ittifak ilişkisi nasıl sürdürülecekti? 

Burada “yerli ve milli medya söylenceleri” devreye girdi. Kral Selman bir reformcuydu! Daha önceki krallardan çok farklıydı. Ülkesinde yolsuzluğa karşı mücadele başlatmıştı. Hatta ülkede siyasi katılımı genişletmek için adımlar atmış bir devrimciydi de! Kadınlar ilk defa onun zamanında belediye encümenliği için oy kullanmaya başlamışlardı… Ayrıca MKH’ye karşı da önceki kraldan daha ılıman bir tavra sahipti. Mısır’la Türkiye arasında arabulucu olarak ilişkilerin iyileşmesini sağlayacaktı. İlaveten MKH’nin yasağı devam etse bile El Sisi’yi hareketin liderlerini affetmesi için ikna edecekti. Malum medyanın ifadesiyle “İslam Ordusu muhteşem görüntüsü ile dosta güven düşmana korku saldı.” 2015 yılının son aylarında, Suudi Arabistan’da 26 ülkenin katıldığı bir tatbikat düzenlenmişti. Bu arada “İslam Ordusu'nun kıyafetleri dikkat çekti. Kıyafetlerdeki hilal şeklindeki armanın içinde 'Allah' lafzı bulunurken altında ise 'Hasbinallah' yazıyor”du! Bu durum Rusya’yı da endişelendirmişti! Bu gelişmeden etkilenen Putin önce Suriye’de ateşkes istemiş ve ardından da kuvvetlerinin bir kısmını çekeceğini açıklamıştı! Ama nedense Putin’i korkutan (!) bu “İslam Ordusu”nun bugüne kadar varlığını hiç hisseden de olmadı.

“Yerli ve milli medya söylenceleri”ne Haziran 2016 sonunda Türkiye-İsrail ilişkilerinde normalleşme anlaşması açıklandığında yeni bir boyut eklendi: “Yeni Ortadoğu için istikrar ittifakı”! Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve İsrail bu “istikrar ittifakı”nı oluşturan önemli unsurlardı. Tabi ki, ittifak bölgeyi istikrarsızlaştıran “İran yayılmacılığı”nı durdurma amaçlıydı.

Bu arada Yemen’deki Husi-Salih ittifakının darbesi sonucunda bir iktidar değişimi oldu. Yemen’de güç dengelerini Suudi Arabistan aleyhine değiştiren bu iktidar değişimini yenilgiyle uğratmak amacıyla Suudi Arabistan öncülüğünde bir koalisyon Mart 2015’te Yemen’de askeri operasyonlara başladı. Bugün itibarıyla Yemen krizi, 2 bin kişinin koleradan, 10 binden fazla insanın çatışmalar nedeniyle hayatını kaybettiği savaş biçiminde devam ediyor. 600 bin kişinin savaş nedeniyle çıkan kolera salgını sonucu hastalandığı tahmin ediliyor.

Yemen’deki gelişmelerin çok boyutlu nedenlerini sağlıklı bir biçimde değerlendiremeyen Türkiye, Yemen krizinde “İran tehditi” gerekçesiyle pozisyonunu Suudi Arabistan’ın yanında belirleyecekti.

İTTİFAK BEKLENTİLERİNDEN UMDUĞUNU BULAMAYAN TÜRKİYE

Türkiye’nin “İsrail’le normalleşmesi”, iddia edildiğinin aksine, Filistinlilerin hayatlarının düzelmesi açısından olumlu bir sonuç doğurmadı. Maalesef, bugün Gazze’deki durum bir yıl öncekinden çok daha kötü durumda. Son iki hafta içinde tanık olduğumuz Mescidi Aksa direnişi İsrail’in Kudüs’ün Yahudileştirilmesi kapsamında artık daha kararlı adımlar atmaya teşebbüs etmesi sonucunda meydana geldi.  Batı Şeria’da durum Gazze kadar vehamet arzetmese de, Eylül 2015’ten beri şartlar her yönden Filistinlilerin aleyhine bir gelişme göstermekte.

Suudi Arabistan cephesinde de Türkiye açısından vaziyetin pek parlak olmadığını Mayıs ayının sonundan bu zaman kadar yaşadığımız gelişmeler gösteriyor. Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır’ın terörizme destek olmakla suçladıkları Katar’a yönelik talepleri sonucu çıkan kriz Türkiye’yi zor durumda bıraktı.

Türkiye’nin Mısır ve BAE ile ilişkileri iyi değildi. Hatta BAE’nin 15 Temmuz darbesinde rol oynadığına dair haberler dünya medyasında yer almıştı. Ancak Türkiye, Suudi Arabistan’la olan iyi ilişkilerini korumak istiyordu. Kriz esnasında Türkiye denge politikası yürütmek istese de bunun mümkün olamayacağını kısa süre içinde anladı. Katar Krizi’nin ortaya çıkmasında ve Katar’dan yerine getirilmesi imkansız talepler listesinin hazırlanmasında iki isim ön plana çıkıyordu: BAE veliaht prensi Muhammed bin Zayid ile bu kriz esnasında bir saray darbesi sonucu Suudi Arabistan’ın veliaht prensi olan Savunma Bakanı ve “devrimci Kral” Selman’ın oğlu Muhammed bin Selman. Krizin derinleşmesi sürecinde Türkiye’de kısa bir zaman önce Suudi Arabistan’a karşı taşınan naif iyiniyetin karşılığının olmadığı görülecekti.

Veliaht prenslerin bölgesel sorunlara bakışları büyük ölçüde örtüşüyordu. Damadı Jared Kushner ile özel ilişkiler geliştirmiş oldukları Donald Trump’ın ABD başkanı olmasını da kendilerinin bölgesel amaçları açısından bir fırsat olarak görüyorlardı. Bu iki prens, yanlarına aldıkları Abdülfettah El Sisi gibi iflah olmaz bir MKH karşıtıydılar. Katar’dan tam teslimiyet istedikleri talepler arasında MKH’nin Katar’dan uzaklaştırılması da vardı. Bu çerçeve içinde Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’a da olumlu bakmadıkları ortadaydı.

Katar ile Suudi Arabistan arasında tercih yapmak zorunda kalan Erdoğan, yukarıda tenkit ettiğimiz politikalarında olduğu gibi reelpolilik mülahazalarla hareket etmedi ve krizde zayıf tarafı oluşturduğunu söyleyebileceğimiz Katar’ın yanında yer aldı. Ancak bu tavır alış, kendisinin son 10 yıl içinde bölgede sürdürdüğü politikalara genel olarak bakınca bir tutarlılık arzediyordu.

SUUDİ ARABİSTAN’DAN TÜRKİYE’YE KARŞI ‘YUMUŞAK KARIN’ POLİTİKASI

Türkiye’nin Katar yanında yer alması, doğal olarak yeni veliaht prensin gücünün giderek arttığı Suudi Arabistan’ın hedefi olması durumunu beraberinde getirdi.  Katar Krizi’inde Türkiye’nin aldığı tavra tepki olarak Suudi Arabistan birden bire Kürt ulusalcılığına olan aşkını keşfediverdi! Sıkı rejim kontrolü altındaki Suudi medyasında birden bire Suriye ve Irak Kürtlerine destek veren yazılar çıkmaya başladı.

Türkiye’ye tepki olarak Suudi Arabistan’ın Kürt ulusalcı hareketine yanaşması, Suudilere Trump Yönetiminin Ortadoğu politikasıyla kendi politikalarını uyumlaştırma imkanı da sağlıyordu. Trump Yönetimi için Kürt ulusalcılığı üzerine yatırım ABD’ye Suriye’nin geleceğini belirleme imkanı veriyor. Suudi Arabistan’ın ise Kürt ulusalcılığına verdiği destek, bölgede İsrail’le olan ortak çıkar birliğini ve ittifak imkanını pekiştirme fırsatı da sunuyor.

Suudi Arabistan’ın Kuzey Irak’taki Kürt Bölgesel Yönetimi ile olan ilişkileri yeni değildi. Irak’ta artan İran etkisine karşı Suudi Arabistan bir süredir Barzani liderliğindeki Kürt bölgesini yanına çekecek adımlar atmıştı. Katar krizi bağlamında bu ilgi bağımsızlık referandumuna destek vermeye dönüştü. Bu arada PYD liderliği ile Körfez ülkelerinin temsilcilerinin görüştüğüne dair bir rivayet Mayıs ayı sonlarında dolaşımdaydı. Bu iddia PYD sözcüsü tarafından reddedilmiş olmakla beraber Suudi gazetelerinden El Riyad’da çıkan Salih Müslim röportajı gözlerden kaçmadı. Bu röportajında Muslim İran, Türkiye ve Katar’ı sert biçimde eleştirdi ve Suudi Arabistan’a yönelik sıcak mesajlar verdi. PYD liderliğiyle Körfez temsilcileri arasındaki görüşmeler bu zamana kadar teyit edilemedi; ama gözlemciler Körfez’den PYD’ye yönelik mali yardımların varlığından kuşku duymuyorlar.

FETO’YA YANAŞMA: YUMUŞAK KARIN POLİTİKASININ DİĞER AYAĞI MI?

Katar Krizi bağlamında Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri açısından bir diğer dikkati çeken hadise de Kral Selman’a yakınlığı ile bilinen tanınmış bir Suudi gazetecinin Fethullah Gülen’i ziyareti oldu. Instagram’da post etmiş olduğu videoda, Londra’da faaliyet gösteren  Elaph haber sitesinin yayıncısı Osman El Umeyr takipçilerine “Ortadoğu’nun etkili bir şahsiyeti”ni görmeye gittiği için heyecanlı olduğunu söylüyordu. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Umeyr, Gülen’in Pennsylvania’daki evinde dört saat kaldığını söyledi. Görüşmenin niteliği hakkında herhangi bir açıklama yapılmamış olmasına rağmen ister istemez bu görüşmenin neden gerçekleştirilmiş olabileceğine dair spekülasyonlar ortalıkta dolaşmaya başladı. Tabi ki, merak edilen hususların başında bu görüşmenin zayıflayan Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileriyle bir ilgisi olup olmadığı vardı.

Acaba El Umeyr’in bu ziyareti Riyad’dan Ankara’ya verilen bir mesaj mı idi? Ziyaret üzerine yapılan bazı yorumlarda bunun bir mesaj olduğuna dair değerlendirmeler göze çarpıyor. Ancak ziyaretin niteliği hakkında hiç bir açıklama yapılmamış olmasına rağmen bu değerlendirmeyi yapmak mümkün mü?

Açıklamanın yapılmamış olmaması ziyaretin mesaj olma vasfını kaldırmıyor. Umeyr’in ziyaretin tamamen kişisel olduğunu, merak giderme amaçlı olduğunu veya bir gazeteci olarak Gülen’i birebir görmek istediğini belirterek bu spekülasyonların önüne geçebilirdi. Böyle bir açıklama olmadığına göre, bilinçli olarak görüşme hakkında bazı spekülasyonlara sebebiyet vermek istendiğini söylemek mümkün. Bu arada unutmamak gerekir ki, 4 ülkenin Katar’a sunmuş olduğu 13 maddelik ilk istekler listesinde Katar’daki Türk üssünün de kaldırılması yer alıyordu. Bu istek hem Katar hem de Türkiye tarafından reddedilmişti. Ayrıca Türkiye, Katar’a karşı uygulanan ablukanın etkisiz olmasında da muhim bir rol oynadı.

KATAR KRİZİ TÜRKİYE-İRAN-KATAR EKSENİNİ Mİ DOĞURDU?

Katar’a yönelik ablukanın etkisiz kalmasında etkili olan bir ülke de İran oldu. İran’ın Katar Krizi’nde oynamış olduğu rol nedeniyle bölgede yeni bir kamplaşmanın doğmakta olduğu iddiası da ortaya atıldı. Bu kamplaşmada Türkiye-İran-Katar bir tarafta yer alırken, Suudi Arabistan-BAE-Bahreyn-Mısır-İsrail diğer kampta yer alacaktı.

Türkiye ve Suudi Arabistan ilişkilerinin bir yıl öncesi gibi olmadığına hiç şüphe yok. Ancak Katar Krizi nedeniyle Türkiye ve İran’ın aynı kampta yer almaya itildiğini söyleyebilmek için çok erken. Ortadoğu’da Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi bir bir kampta yer alanların her sorunda birlikte hareket etmesini zorlayan bir kamplaşma söz konusu değil. Bölgede bir veya bir kaç sorunda rekabet içinde olan veya çatışan taraflar başka bir konuda fevkalade işbirliği yapma zorunluluğunu hissedebiliyorlar. Dolayısıyla, Katar Krizi bağlamında Türkiye ile İran’ın birlikte hareket etmesinden bir yeni stratejik ittifak çıkartmak çok aceleci bir yorum olur.

Ayrıca Türkiye’nin de Suudi Arabistan’la bütün köprüleri atmaya niyetli olmadığını da söylemek mümkün. Recep T. Erdoğan’ın 23-24 Temmuz günleri Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt’i içeren Körfez ziyareti bunun bir delili. Her ne kadar Erdoğan bu geziye Katar Krizi nedeniyle çıkmış olduğunu belirtmiş olsa da, gezinin Riyad ayağının bir hasar tamiri boyutu olduğunu gözardı etmemek gerekiyor. Kriz esnasında otoriter bir rejim altında faaliyet gösteren Suudi basınındaki Türkiye aleyhtarı havanın resmi görüşü yansıttığı da malum. Ancak Türkiye’nin Batılı ülkelerle ilişkilerinin gerginleştiği bir dönemde Körfez ülkeleriyle, özellikle de Suudi Arabistan’la ilişkilerin kötüleşmesini istemeyeceğini de belirtmek gerekir. Dolayısıyla Riyad’a yapılan ziyaretin bir bakıma gerilimi azaltma gibi bir fonksiyonu da vardı. Türkiye, Katar’dan vazgeçemeyeceğini net olarak ortaya koymakla beraber Suudi Arabistan’la olan ilişkileri de önemsediği mesajını vermiş oldu. 

SONUÇ

Suudi Arabistan’ın, Mısır’ın o yönde taleplerine ve kendi diplomatlarının da bazı örtülü tehditlerine rağmen Türkiye’ye yönelik bir yaptırıma yeltenmemiş olması da kaydetmeye değer. Dolayısıyla Türkiye ve Suudi Arabistan ilişkilerinin, sözde “İslam İttifakı” iddialarının havada uçuştuğu günlerde vurgulandığı gibi ideal bir ittifak ilişkisine dönüşmesinin objektif şartlarının henüz oluşmadığını mevcut gelişmeler ışığında söyleyebiliriz. Buna karşılık, İran’ın bölgedeki etkisini azaltmak bakımından iki ülkenin yer yer işbirliği içinde olması beklenebilir. Hatta Türkiye kamuoyunun belli bir kesiminde bulunan anti-Şii tepkileri manipüle etmek için Suudilerin bu kesimlerle dirsek temasına girmesi de beklenmelidir. Hatta bu dirsek temasının var olduğu izlenimini veren gelişmelere bugünlerde şahit de olmaktayız.  

Ancak Türkiye ile her an bir krizde karşı taraf olma ihtimalinin varlığı ve Türkiye’yi belli bir çizginin gerisinde tutma isteği Suudileri Türkiye’nin yumuşak karnına yönelik hamlelerde bulunmaya ittiğini belirtmemiz gerekir. Irak ve Suriye Kürtlerine yönelik Suudi Arabistan’daki olumlu yaklaşımı bu noktadan izah etmek mümkündür. Osman El Umeyr’in Gülenist kült hareketinin lideri Fethullah Gülen’e olan ziyaretini bu bağlamda bir mesaj olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır.

 

levent baştürk

haberiyat


Keyword : radyo vakit - levent baştürk - haberiyat -
Bookmark and Share
 

DİĞER HABERLER

Dönüşmek ve Dönüştürmek
Hayatı dönüştürmeye/düzenlemeye dair iddiası olan her dünya görüşü, kendini sahiplenenden öncelikle içinde bulunduğu halden çıkıp istenilen hale dönüş
Kudüs işgalle, Mekke ve Medine ‘vesayet’le.. yeni savunma hattı şarttır!
ABD Başkanı Donald Trump‘ın Kudüs’ü İsrail başkenti ilan etme kararının ve açıklamasının arkasında, ABD, İsrail, S. Arabistan Veliaht Prensi Muhammed
Kudüs’ü sattılar! Mekke ve Medine’yi de satarlar Şimdi İntifada zamanı…
Tam yüz yıl önce bugünlerde Kudüs’ü kaybettik. Filistin’i kaybettik. Bütün coğrafyayı kaybettik. Son Kale Anadolu’ya sığındık. Burada kendimizi korudu
Kudüs’ü İsrail’e Trump mı veriyor yoksa müslümanlar mı?
Donald Trump, 2016 seçimlerini kazanmak için Rusya’yla gizlice iş çevirdi mi? Pekçok iddiaya rağmen, bunu gerçekte henüz kimse bilmiyor. Eski FBI Dire
Zimbabve’deki darbe Çin işi olabilir mi?
Zimbabve'de "Bu bir darbe değildir!" diyerek başlayan askeri bir darbe gerçekleşti. Robert Mugabe'nin 37 yıl süren iktidarı bu ani “olayla” son buldu.
Türkiye’ye sahip çıkın!
Coğrafyamıza yönelik bir kıyamet senaryosu hazırlanıyor. Savaşı İslâm’ın kalbine taşıyıp, bölgeselleştirip, Müslüman coğrafyayı yüz yıl daha ayağa kal
İsraillilere ne sözü verdin?
Hedef Erdoğan. Bunu kabul edelim, hazırlanalım. / ABD, Obama döneminden itibaren Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Atlantik sistemi içinde güvenilir bir lider
Hayata Anlam Katmak
Sizlerde fark ediyorsunuzdur, bazı güzel şeylerin arkası kesilip, yenilerinin gelmediğini. Söz konusu güzellikler, belli bir zaman sonrada zaten hiç o
Kılıçdaroğlu bir “ulusal güvenlik meselesi”dir
17/25 Aralık ve 15 Temmuz ittifakı aynen devam ediyor. Bu iki çokuluslu müdahale ile PKK, DEAŞ ve diğer terör örgütleri arasındaki ortaklık aynen deva
İslâm’ın Araplaştırılması Mekke ve Medine’nin statüsü..
ABD-İngiltere-İsrail ekseninde pişirilen, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile Suudi Arabistan üzerinden yürütülen, genç Arap yöneticiler üzerinden ser
1 -


Abdullah Yıldız

“Dostlarıyla Uğraşanlar Düşmanlarıyla Savaşamazlar”

12/12/2017 - 12:12

Abdullah Yıldız
Abdurrahman Dilipak
Abdülaziz Kıranşal
Ahmed Kalkan
Ahmet Kekeç
Ahmet Varol
Ahmet Taşgetiren
Akif Emre
Ali Kaçar
Ardan Zentürk
Ali Karahasanoğlu
Atasoy Müftüoğlu
Cihan Aktaş
Coşkun Uzun
Fatma Tuncer
Hamza Er
Hayrettin Karaman
Halime Kökçe
Hamza Türkmen
Hamdi Akan
Hikmet Ertürk
Hüseyin Gülerce
Hüseyin Bülbül
Hüseyin Alan
Ibrahim Karagül
Ismail Kılıçarslan
Kemal Öztürk
Kenan Alpay
Kemal Songür
Mehtap Yılmaz
Mehmet Durmuş
Merve Şebnem Oruç
Mustafa Çelik
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Armağan
Mustafa Bozacı
Nedret Ersanel
Osman Atalay
Ramazan Kayan
Sevtap Mendi
Selahaddin E. Çakırgil
Süleyman Seyfi Öğün
Sükrü Hüseyinoğlu
Tülay Demircan Koyuncu
Yakup Döğer
Yavuz Bahadıroğlu
Yıldıray Oğur
Yiğit Bulut
Son Olayları Nasıl Değerlendiriyorsunuz
Oy Kullan Sonuçları Göster

www.radyovakit.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
bilgi@radyovakit.com  |  Yazılım & Sistem Yönetimi : Networkbil.Net

Evden eve nakliyat Gaziosmanpasa Evden eve nakliyat Eyüp Evden eve nakliyat Sultangazi Evden eve nakliyat Bayrampasa Evden eve nakliyat Günesli Evden eve nakliyat Sirinevler Evden eve nakliyat Yenibosna Evden eve nakliyat Küçükçekmece Evden eve nakliyat Basaksehir Evden eve nakliyat