Yeni Üyelik - Şifremi Unuttum
Arama    
İNDİRİLEN DİN'E EVET, ÖTEKİ DİN'LERE HAYIR
* Yeniçerilerin tarihi * Düşünüyor muyuz? * Mescid-i Aksa muhafızlarından, Türkiyeli Müslümanlara ziyaret çağrısı (Video) * İslamizasyon Aşamalar katediyor * Fanatizmden sosyal bunalıma doğru * ABD ile İlişkilerde Fırtınalı günler geliyor * Türkiye Katar'ı niye destekliyor? (2) * Ramazan ayı niçin bazen 29, bazen de 30 gün çekiyor? (Video) * İnsanı Ayakta Tutan Şey Nedir? * Yüreklerin ağza geldiği o anlar

SON DAKİKA

ANA SAYFA

SİTENİZE EKLEYİN

RADYO DİNLE

Linkler

GENÇ BİRİKİM DERGİSİ

HAKSÖZ DERGİSİ

UMRAN DERGİSİ

VUSLAT DERGİSİ

İKTİBAS

YORUM DERGİSİ

İSLAMİ YORUM

AHMET VAROL

ANALİZ MERKEZİ

ANSAR DE

AYETLER COM

DENİZ FENERİ

DÜNYA BÜLTENİ

Enfal de

FİLİSTİN ENFORMASYON MERKEZİ

HABER VAKTİ

HAYRETTİN KARAMAN

KUDUS YOLU

M.ENGİN NOYAN

MAZLUMDER

MUSTAFA İSLAMOĞLU

Süleymaniye Vakfı

TEFSİR DERSLERİ

TEVHİD HABER

TEVHİDE DOĞRU

TİME TÜRK

İ H H

YARDIMELİ DERNEĞİ

İKRA İSLAM

İLKAV

İSRA HABER

Özçgün Duruş

ÖZGÜR DER

GIDA AMBARI

SAAT KAÇ

T.C. Kimlik Numarası

STAR

YENİ AKİT

YENİ ŞAFAK

ADANA BARIŞ RADYO

ADANA RADYO HAYAT

AKSARAY KENT FM

ANKARA DENGE RADYO

ANKARA HEDEF RADYO

ANKARA RADYO VAKİT

ANTALYA DİLARA FM

BATMAN GENÇLİK FM

BURSA ÇINAR RADYO

BURSA RAHMET FM

ÇORUM ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR NUR RADYO

ERZİNCAN GÖKSU FM

ISPARTA DİLARA FM

KARAMAN GSRT FM

KAYSERİ ART FM

KAYSERİ ARİFAN RADYO

KAYSERİ FURKAN RADYO

KAYSERİ RADYO AS

KAYSERİ ŞAFAK RADYO

KIRIKKALE ANADOLU FM

KIRŞEHİR GENÇLİĞİN SESİ FM

KOCAELİ ANADOLU RADYO

KOCAELİ MESAJ FM

KONYA GENÇLİK FM

KONYA RADYO EN

KONYA RİBAT FM

KONYA İSRA FM

MALATYA SELAM RADYO

MARDİN CEMRE RADYO

MUŞ RADYO 1071

NİĞDE UMUT FM

SAKARYA HİLAL FM

SİVAS RADYO GÜNEŞ

SİVAS RADYO HİLAL

URFA RADYO MEDYA

URFA RADYO MEGA

İÇEL ÇAĞRI FM

İÇEL İSTİKLAL RADYO

İRİP RADYO

İSTANBUL MARMARA FM

İSTANBUL MORAL FM

İSTANBUL RADYO MEKTUP

İSTANBUL ÖZEL FM

İZMİR RADYO BAŞAK

24 HABER TV

ÇAĞRI TV

HİLAL TV

KANAL A

TGRT HABER

TV NET

ÜLKE TV

Namaz Vakitleri

8 Kasım 2010 dan beri

Bugün 125165
Toplam 374800488
En Fazla 606285
Ortalama 152730
Üye Sayısı 125
Bugün Üye Olan 0

"Esas'tan Yanlış "Seçim"lerin Dayanılmaz hafifliği

Esastan yanlış “seçim”lerin taraflarından biri olmanın felsefi arkaplanını, ideolojik zeminini ıskalayarak “ehven-i şerci” bir mantıkla hareket eden ya da hatalı yöntem tercihleriyle kendilerine “alan açmak” peşinde olanlar ise, “Resullerin Yolu” bağlamında tekrar düşünmeli, dönemsel kaygılarla değil, ilkesel gerekçelerle bir “duruş” sergilemeli. Yok, eğer, Resullerin Yolu/örnekliği, siyasi konuları/“siyasi duruşu”
2017-06-28 - 16:24

“ESAS”TAN YANLIŞ “SEÇİM”LERİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

 

Müslümanlar” açısından, daha öncede karşı karşıya kalınan ve basiretsiz kanaat önderleri ve liderlerin yönlendirmeleriyle taraf olunan, “esastan yanlış” bir referandum/seçim yine gündemde…16 Nisan 2017’de gerçekleştirilmesi planlanan anayasa referandumuyla, felsefi arkaplanı, temel ilkeleri ve değerleri malum bir rejimin/sistemin, “hükümet etme sistemi”/siyasi sistemi değiştirilmek istenilmekte. Ve maalesef, kendilerini İslam ile tavsif eden kesimler de bu seçimlerde “taraf” olmaktalar. Kendilerini İslam ile tavsif edenlerin yanı sıra hatalı yöntem tercihleriyle “rejim” ile uzlaşarak kendilerine alan açabileceklerini düşünen Müslümanlar da “sistem-içi” mücadelenin tarafı olmakta, giderek bu konuda daha iştiyaklı gözükmekteler…Tabii ki “sistem-içi” mücadelenin tabiatı gereği bunlar, sistem içinde daha da “derinleşmekte” ve düşünsel netliklerini hızla kaybetmekteler…

Yakın tarihe bakıldığında, görülecektir ki her dönemin kendine has özellikleri ve bunların küresel ve bölgesel değişimlerle ilişkisi bulunmaktadır… Öyle ki 1. Cumhuriyet’in elitist, toplumdan uzak kadrolarının radikal Batılılaşma stratejileri, toplumun öncelikle sinmesi/içine kapanması sonucunu doğurdu. Bilahare, ısrarla ve despot yöntemlerle devam eden “tepeden inmeci” politikalar, uluslararası vasatın da bir sonucu olarak vesayetçi bir sistemin devamını sağlamıştı. Ve Militarist Cumhuriyet, giderek işbirlikçi askeri ve sivil bürokrasiye yaslanarak iktidarını sürdürürken, hükmetmeye çalıştığı toplumdan da hızla uzaklaşmıştı… 1. Cumhuriyet’in toplum üzerinde bıraktığı olumsuz intiba ve insanımızın devleti kendinden kabul etmeme durumu 2. Cumhuriyetçilere geniş bir alan açmıştı. Aslında ta Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana tedriciliği, halkın değerlerini/hassasiyetlerini dikkate alan Batılılaşma modeli, dönemin şartlarında kendini gösterme imkanını bulamamış; önce baskılanmış, sonra da partileri kapatılmıştı.

Cumhuriyet’in, özde aynı, yöntemleri farklı bu iki çizgisi, dış ve iç gelişmelere bağlı olarak zaman zaman karşı karşıya gelmekteler. Bunlardan özellikle radikal Batıcılar’ın (1. Cumhuriyetçiler), toplumla ilişki biçimi sorunlu olduğundan, her fırsatta 2. Cumhuriyetçileri, “rejim düşmanı” olmakla, laikliğe aykırı davranmakla suçlamaktan başka bir şey yapamadılar. “Ilımlı Batıcılar” (2. Cumhuriyetçiler) ise onları halkın değerlerine kayıtsız kalmakla, yerli ve “milli”(ulusalcı) olmamakla suçlamayı bir çıkar yol olarak görürken kendilerine alan açacak fırsatları değerlendirmek istediler. Cumhuriyet’in her iki çizgisinin de temel referansının Batı düşüncesi, Batılı ilkeler ve değerler olduğu, söz konusu değerlerin yorumunda ve dolayısıyla Batılılaşma yönteminde farklılaştıkları bilinmekte. Ne var ki 1. Cumhuriyetçilerin kaba ve açık zulmü, toplum tarafından net bir şekilde bilinirken 2. Cumhuriyetçilerin iki yüzlü duruşları ve sofistike(karmaşık, çeldirici) zulümlerinin görünürlüğü çok zayıf kalmaktaydı. “Ölümü gösterip sıtmaya razı edilen” toplum, zamanla bahse konu ikinci çizgiye adeta mahkum edilmiştir… Ve maalesef Müslümanlar da öncelikle üzerinde yaşadığımız coğrafya olmak üzere Müslümanların yaşadığı tüm coğrafyalarda “ılımlı İslam çizgisi”, sanki tek çıkış yolu olarak görülmüş; Müslümanların yaşadıkları düşünsel ve siyasal duruşlarındaki sorunların açtığı gedikten içimize girerek bizim insanımızı da sürüklemeye başlamıştır. Yani “öze dönüş” çizgisindeki kazanımlardan geri adımlar atılması vasatını güçlendirmiş, ikircikli görünümüyle de toplumu aldatabilmiştir.

Bu bağlamda, daha önceki dönemde yaşananlar bir yana, Özal dönemi ile birlikte Müslümanların sisteme eklemlenme süreci, maalesef, hızlanmıştır. 24 Ocak 1980 kararlarıyla birlikte küresel kapitalizme entegre edilen Türkiye, 1984-1990 aralığında bir çok ekonomik ağırlıklı reform yaşadı. 1990’lı yıllarda bir geçiş dönemine maruz bırakılan Türkiye, 28 Şubat operasyonu ile kaldığı yerden Yeni Türkiye projesinin uygulanmasına devam edilen bir ülke oldu. 2002 AK Parti/AKP iktidarıyla birlikte reformları hızlandıran Yeni Türkiye AB’ne uyum yasaları çerçevesinde çok önemli yapısal değişikliklere imza attı. 2007/8’li yıllarla birlikte küresel ölçekte yaşanan krizlerin yansımaları Yeni Türkiye ekonomisini de kısmen etkiledi. Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen Yeni Türkiye siyasi istikrarını ve büyümesini sürdürdü. Her şeye rağmen Yeni Türkiye, yeni konumu ve misyonuna uygun bir ülke olma yolunda hızla ilerlemekteydi. Ne var ki sonuçları daha sonra çok net bir şekilde görülecek ilk kriz 2010 referandumundan sonra ortaya çıkacaktı. AKP ile birlikte hareket ettiği zannedilen ve “ılımlı İslam” ucubesinin sosyal ayağı gibi gözüken bir ekip sistemin/rejimin tüm kurumları içinde harekete geçti. Sanki bir yerlerden düğmeye basıldı da operasyonlar dizisi başlatılmıştı… Bu arada eski Türkiye’nin açık ve gizli/kripto kalıntıları/vesayet odakları, üst düzeyde birlikte hareket etmeye, tabanda da Erdoğan karşıtlığı üzerinden aynı dili konuşmaya başlamışlardı. Önemi nedeniyle unutmadan dikkatlerinize sunalım ki 2007 yılında da 16 Nisan’da yapılacak referandumun yolunu açan bir gelişme olmuştu. Eski Türkiye’den nemalanan kurumlar, AKP’ye karşı bir hamle yaparak Cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP’li birini seçtirmek istemediler. Türkiye tipi Parlamenter sistemin açıklarından yararlanarak bunu başaracaklarını da zannettiler. Ama unuttular ki Yeni Türkiye, gücünü değişen dünya ve bölge dengelerinin kendine açtığı alanın yanında, farklı yorumla da olsa Batılı ilkelere (sözde evrensel) ve değerlere yaslanmasından da almaktaydı. Ve söz konusu dönemlerde Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Batı’da takdir görüyor; ödül üstüne ödül alıyordu.

Malum odaklar, hukukla hiç alakası olmayan bir “içtihat” ile Cumhurbaşkanı’nın seçileceği meclis oturumunun 367 milletvekili ile açılabileceğini iddia ettiler. Anayasa Mahkemesi’nin kendileriyle birlikte hareket eden yapısının ürünü bir kararla da Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçtirmediler. Ancak iktidar partisinin karşı hamlesi ve Bahçeli/MHP’nin desteğiyle Abdullah Gül’ü, Cumhurbaşkanı seçebildi. Hemen akabinde de Cumhurbaşkanı’nı meclisin değil de halkın seçmesini öngören anayasa değişikliği meclisten geçirildi ve referanduma sunuldu. Karşı hamleler peşi peşine gelse de artık, Eski Türkiye kaybetmeye, Yeni Türkiye de kazanmaya başlamıştı bir kere… Daha önce de belirttiğimiz gibi 2010’da anayasanın bazı maddelerini değiştiren bir paket meclisten geçirilip referanduma sunuldu. Lakin, o zamana kadar kendini gizleyen Fethullahçı Terör Örgütü(FETÖ), küresel odaklarla birlikte, 1970’li yıllardan beri sürdürdüğü rejimin kurumlarında yapılanmasının avantajıyla harekete geçti.2010 referandumunu Yeni Türkiye kazandı; artık Eski Türkiye kalıntıları daha da zayıflayacak diye beklenirken FETÖ, paralel yapının diğer unsurlarıyla birlikte, daha sofistike, daha güçlü ve sonuç alıcı hamlelerini yapmaya başladı. Söz konusu hamleler, Eski Türkiye’nin diğer unsurlarından daha farklı algılanmaya, kurumlardaki yapılanması nedeniyle(özellikle yargı ve poliste… Daha sonra anlaşıldı ki TSK’nde de) operasyonları çok daha sarsıcı oldu… 2012’den itibaren, önce MİT krizi; 2013’de Gezi olayları ve peşi sıra 17/25 Aralık Yargı Operasyonu/“Yolsuzluk Operasyonu” ve 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü…

Tüm bu hamlelere ve operasyonlara karşın rejimin yeni sahipleri, görünür ve görünmez yapılarıyla sadece savunmada kalmayarak atağa geçti. Her ne kadar kamuoyunda “tek başına” mücadele veren bir Recep Tayyip Erdoğan figürü öne çıkarılsa da aslında “sistem-içi” tarafların ikisi de iç ve dış unsurlarıyla devredeydi… Son yıllarda bahse konu tarafların özellikle dış bağlantılarındaki karışıklık ise değişen dünya ve bölge dengelerinin küresel güçlerin iç çatışmalarının bir sonucu olarak okunabilir…

Söz konusu gelişmeleri, karşılıklı hamleleri ve operasyonları doğru okuyamayanlar, aynı zamanda bölgedeki “kontrollü değişim”in yerini “kaos stratejisi”ne bırakmasını da anlamakta zorlandılar. Dolayısıyla değişen dengelerin aldatıcı görüntüsünün peşinden gittiler. Ve “sistem-içi” cepheler/tarafların üst tabakası hariç, bir kriz beklentisine girdiler. AK Parti ve Yeni Türkiye sürecinin sonuna gelindiğini vehmettiler. Halbuki, dönemsel olarak yaşananlar ve tarafların bileşenleri arasındaki gidip-gelmeler, aslında küresel düzlemde yaşanan değişimin, güç kaymalarının bir sonucuydu. Tüm yaşananlara rağmen küresel ve bölgesel güçler açısından Yeni Türkiye, bölgenin/daha geniş bir coğrafyanın “vazgeçilmez” ülkesi olmaya devam etmekteydi. Hem de daha güçlü ilişkilerin stratejik aktörü olarak. Çünkü bu oyun tek taraflı olmaktan öte çok taraflıydı artık. Ve Yeni Türkiye, kültürel/tarihi ve stratejik derinliğiyle bölgesini aşan bir aktör olarak önemi dolayısıyla kritik bir “oyun sahası” idi…

“SİSTEM İÇİ”NDE “TARAF OLMAK” MI(?!)

Mevcut rejimde, sistem değişikliği tartışmalarında, (sistem içi tarafların) durdukları yeri, anayasal zeminlerini, dolayısıyla temel referanslarını doğru tanımlamadan doğru anlamlandırmak ve doğru kavramsallaştırmak imkanı bulunmamaktadır. Lakin tam bir kavram kargaşası yaşanılmakta ve bu “iki yüzlü” tiyatro giderek karmaşıklaşmaktadır. “Hükümet etme sistemi” değişikliği için yapılacak referandum tartışmalarında, “sistem-içi” unsurlar, konuyla ilgili müzakere zeminini, felsefi eksenini doğru belirleyip bir sonuca gitmek yerine algı yönetimi teknikleri ve manipülatif argümanlarla kafa karışıklığından medet ummaktalar.Bizim açımızdan anlaşılması kolay olmayan durum ise mevcut rejimde “ideolojik”/“dini” düzlemde karşı karşıya olduğu düşünülen, daha doğru bir ifadeyle Allah’ın kitabıyla çelişen tüm rejimlere/sistemlere karşı duruşu net olması gereken Müslümanların da konuyu doğru tanımlamamaları ve kimliklerine uygun bir “duruş”tan uzak bir görüntü vermeleridir…

Sürecin niteliği gereği, “sistem-içi” tarafların iddia ve değerlendirmelerini bu kadar keskin bir dille ortaya koymaları hiç kimseyi yanıltmamalı, şaşırtmamalı. Zira küresel çapta olduğu gibi bölgesel düzlemde de tarihi bir kırılma yaşanmakta. Değişen bölge ve dünya dengeleri, kimi odakların, yapıların ve anlayışların yükselişe geçmelerine alan açarken eski dünyadan nemalananlar için de geriye gidiş gündeme gelmektedir. O nedenledir ki Eski Türkiye’den nemalanan kesimler ve yapılar, “hükümet etme sistemi”ndeki değişikliği; Cumhuriyet’in kazanımlarını ortadan kaldırma, ülkenin parçalanması, iç çatışmaya zemin hazırlama gibi absürd algılarla hassas zeminlere taşımaya gayret etmekte. Tartışmayı “otoriterleşme”, “diktatörlüğe yönelme”, gibi alakasız çağrışımları tetikleyerek mahkum etmek istemektedir… Keza diğer taraf da, değişen dünya ve bölge dengelerinin kendilerine açtığı alanın avantajıyla, sistem tartışmasını; yürütmenin vesayet odaklarının müdahalesinden kurtarılması, seçilmişlerin/siyasilerin hareket alanlarının genişletilmesi düzleminde ele almayı yeğlemektedirler. Nitekim Yeni Türkiye’nin önemli siyasi aktörü, eski başbakan Prof. Dr. Ahmet Davudoğlu’nun bizzat kaleme aldığı “Yeni Türkiye Sözleşmesi”nde, “Laik-demokratik Cumhuriyet”in geldiği aşama ve sistem tartışmalarının, Batı düşüncesi referanslı zeminini ortaya koymaktadır…

Yeni Türkiye Sözleşmesi’nde, Cumhuriyet’in temel niteliklerinin devamlılığı, üzerinde yükseldiği kavram ve değerleri net bir şekilde ortaya konulmaktadır. Tarihi derinliğe ve kültürel vasata sık sık vurgu yapılan metinde; “eşit vatandaşlık” ilkesinin, çağdaş Batı düşüncesi bağlamında siyasi meşruiyetin temeli olduğu ve bunun hiçbir surette ve hiçbir gerekçeyle zayıflatılamayacağının altı güçlü bir şekilde çizilmektedir. Demokratikleşme süreciyle ekonomik kalkınma arasında güçlü bir bağ kurulan Sözleşme’de, ülkenin güçlenmesi ve dünya devleti hedefi net bir şekilde konulmaktadır… Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının merkezinde ve önemli denizlerin, ekonomik havzaların keşif hattındaki Yeni Türkiye’nin jeostratejik üstünlükleri vurgulanmaktadır. Kadim “İpek Yolu” ve enerji hatlarına dikkat çekilerek geçiş yolu üzerindeki Yeni Türkiye’nin üstlenebileceği rol ve bunun ortaya çıkaracağı potansiyele de işaret edilmektedir. Ezcümle, Yeni Türkiye’nin yeni konumu ve misyonunun gerektirdiği “yumuşak gücü” ile küresel sistem içinde kalarak, her türlü yapısal, ilkesel ve ahlaki eleştirinin yapılabileceği; reform taleplerinin yanı sıra hedeflerini de ortaya koyabileceği güçlü bir şekilde ifade edilmektedir. Ve bu metinle, hem Eski Türkiye taraftarlarına hem de Yeni Türkiye yanlılarına, ayrıca da yanlış tanımlama, anlamlandırma ve yanlış duruşlarıyla eğreti duran “Müslümanlar”a meselenin aslı net bir şekilde anlatılmaktadır. Anlamak isteyene, “hakikat arayışı”nda ısrarlı olanlara tabii…

Daha öncede ifade ettiğimiz gibi Yeni Türkiye’nin “hükümet etme sistemi”ndeki değişikliği ve benzer şekilde anayasanın bir kısmını veya tamamını değiştirmeye yönelik reformların, bir “iç hesaplaşma” boyutu olduğu gibi bir de küresel boyutu söz konusudur. Ve bu küresel boyut, “sistem-içi” mücadeleyi doğrudan etkileyen ve süreç içerisinde bahse konu odaklarla Yeni Türkiye arasındaki ilişkinin şeklini ve niteliğini değişikliğe uğratacak önemdedir. Nitekim Yeni Türkiye, bölgesel güç olma özelliğini tahkim ederek küresel bir aktör olma yolunda ilerlerken maruz kaldığı operasyonlar doğru okunduğunda; Hollanda ve bazı AB ülkelerinin yaptığı hamleler, bunların Almanya merkezli olması anlaşılabilir. Ve bunların bir ucunun da ABD, İngiltere ve İsrail’e dayanmasını da anlamakta zorlanılmaz. Ancak, bu gelişmeler, oryantalist kafaların çarpıtarak aktardıkları şekilde olmadığı gibi yerli ve “milli”/ulusalcı boyutları giderek netleşen kesimlerin hamasi okumalarıyla da doğru anlaşılamaz… Zira bu gelişmeler, Yeni Türkiye ile Batı ilişkilerinin “aks” değiştirme sürecinde olduğu bir dönemde karşılıklı çıkar kavgalarının bir yansımasıdır…Ve burada Batı, Osmanlı sonrası alıştığı Türkiye ile değil, “(sözde evrensel) Batılı değerlerle Müslümanların değerlerini telif eden” bir Yeni Türkiye ile muhatap olmaya henüz alışmış gözükmemekte, adeta Yeni Türkiye’nin tepkileri yadırganmaktadır.

Küresel ölçekte, esasında, ideolojik düzlemde “Batı ile aynı eksende hareket eden Yeni Türkiye’nin, tarihi kırılma dönemindeki yeni denge arayışı sürecinde stratejik önemi inkar edilmemekte. Lakin küresel güçler ve onlarla birlikte hareket eden devletler açısından Yeni Türkiye, eskisi gibi olmasa da yine de Batı menfaatleri açısından “ikna/kontrol edilebilecek ülke” sınırları içinde görülmek istenilmekte. Yeni Türkiye’nin sınırlarını zorluyor olması, birilerinin hoşuna gitmemektedir…

Konuyla ilgili “bizim mahalle”deki tartışmalara bir göz atarsak, hiçte iç açıcı bir manzarayla karşılaşmayacağımız ortadadır. Ve bir an önce kendimize çeki düzen vermemiz elzemdir…

Son yıllardaki yaşananlara ve Müslümanlar olarak aramızdaki tartışmalara rağmen hala, konunun “özü”nü yakalayamayanlar çoğunlukta. Bir süredir yaşananların farkında olduğunu düşündüklerimiz bile eski günlere dönülebileceği telaşıyla, maalesef “sistem-içi”/hatalı duruşlarını aşamamaktalar. Şüphesiz bunda, henüz tazeliğini/yakıcı etkisini sürdüren 15 Temmuz ve söz konusu darbe girişiminin toplumda oluşturduğu “Psikolojik travma”nın büyük rolü vardır. Aynı zamanda “bizim mahalle”de yaşanan süreçleri takipte, gelişmeleri “sistem analizi” yaparak değerlendirmede ciddi sıkıntıların var olduğu bilinmektedir. Bizim insanımız, daha çok reaksiyoner tepkiler vermekte, genelde önyargıları belirleyici olmaktadır. Dolayısıyla, Müslümanları sisteme entegre etme politikaları ve bu sürecin aldatıcılığı, “iki yüzlülüğü” yeterince önemsenmemekte ve kaçınılmaz olarak “esastan hatalı” seçimlerin ne anlama geldiği hususunda yüksek bir bilinç emaresi görülmemektedir. Kendilerini İslam ile tavsif etmenin ötesinde kaygı taşıyanların bile, geçmişte yakaladıkları “siyasi bilinci” dahi koruyamamaları ve kardeşleriyle bu konuları tartışmaktan ısrarla ve agresif bir tarzda kaçınmaları da bu olumsuzluklardan kurtulunamadığının en belirgin göstergesi olsa gerektir. Oysa dergimiz yazarlarından Enes Günaslan’ın “Şahsi Bildirisi”nde de vurguladığı gibi; “ ‘Ben sadece beni yönetecek adamı doğrudan kim seçiyor ona bakarım’ diyerek ölçek küçültme gibi bir şansımızın olmadığını kabul etmemiz gerekiyor.” Bu da yetmez. Mevcut rejimin ideolojik çizgisini, anayasal ilkelerini, temel referansını doğru tanımlamanın, doğru bir “duruş” sergilemenin Müslüman olmanın gereği olduğunu unutmamalıyız. Zira “Müslümanın duruşu” denildiğinde, düşünsel netliğin yanında siyasal duruştaki netliğin de anlaşılması gerektiği Resullerin örnekliğinde çok net görülmektedir…

Velhasıl tüm bu yaşananlara, tarihi kırılma döneminin kendine has özelliklerine; aldatıcılığına ve çeldiriciliğine rağmen bazı gerçeklerin ortaya çıktığından şüphe yok. Yaşanan sürecin hangi ideolojik zeminde tartışıldığı, yapılacak referandumun/“seçim”in esasının ne olduğu bilindiği halde, birilerinin hala konunun “öz”üne yönelmek yerine “sistem değişikliği” paketinin içeriğindeki eksiklik ve fazlalığı konuşmaları (bunlar kim olursa olun) bize göre anlaşılır gibi değil. Sistem içi tarafların, bu referandumun anlamını, yani konunun “öz”ünü doğru tanımlamalı, doğru okumalı… Demokratik sistem içinde kalarak demokratik “yönetim biçimlerinden olan Başkanlık/“Cumhurbaşkanlığı” veya Parlamenter sistem tercihlerinin teknik üstünlükleri ve/veya zaafları bir tarafa, asıl olanın rejime hangi güç odaklarının hakim olacağı ve “iktidar” meselesi olduğunu ıskalamamalılar…

Ezcümle, ülke içindeki ve/veya dışındaki “hayır” cephesi; hiç şüphesiz Eski Türkiye ve dolayısıyla eski dünyadan nemalanan odaklar olduğundan şüphe yok. Ve bu cephe yaşanılan tarihi kırılma döneminde, sistem içinde bir “var olma-yok olma” mücadelesi vermekte… “Evet” cephesi ise rejim içindeki etkinliğini daha da arttırmak, sistem içi mücadelenin kritik aşamasını da aşarak “rejim”e sahip olmak; bölgesel güç olmanın ötesine geçerek, “ılımlı İslam” gibi ucube/eklektik bir ideolojik eksende, küresel bir güç olmayı hedeflemektedir…

Esastan yanlış “seçim”lerin taraflarından biri olmanın felsefi arkaplanını, ideolojik zeminini ıskalayarak “ehven-i şerci” bir mantıkla hareket eden ya da hatalı yöntem tercihleriyle kendilerine “alan açmak” peşinde olanlar ise, “Resullerin Yolu” bağlamında tekrar düşünmeli, dönemsel kaygılarla değil, ilkesel gerekçelerle bir “duruş” sergilemeli. Yok, eğer, Resullerin Yolu/örnekliği, siyasi konuları/“siyasi duruşu” kapsamıyor deniliyor ise Kur’an’ı, bütünselliğine dikkat ederek tekrar okumayı tavsiye etmenin ötesinde bir söz söylemenin anlamı olmayacaktır. Tabii ki Modernistler ve Tarihselciler bu çağın muhatabı değildirler…

 

 

abdullah pamuk

iktibas


Keyword : radyo vakit - iktibas -
Bookmark and Share
 

DİĞER HABERLER

Yüreklerin ağza geldiği o anlar
Henüz dışardaydık, içerden cemaate yönelik “Herkes otursun” çağrıları yapılıyor, sürekli tekbir getiriliyordu. Olağanüstü bir durum olduğu anlaşılıyor
Faturayı sahibine keseriz
Erdoğan, terör örgütü PYD/PKK’yı silaha boğan ABD’yi bir kez daha uyardı. Erdoğan, “Silahları geri alacaklarını söyleyerek Türkiye’yi kandırdıklarını
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağlık durumu iyi
Bugün şekere dayalı bir tansiyon dengesizliği geçirdiğini anlatan Erdoğan, "Hamdolsun kısa sürede toparlandı. Şu anda iyi bir konumdayım. Programımıza
Terör devletine müsaade etmeyiz
Erdoğan, Şanlıurfa’dan terör örgütü PYD/PKK ve destekçilerine resti çekti: Yanınızda, arkanızda kim olursa olsun. Bilesiniz ki Türkiye silahlı kuvvetl
Kılıçdaroğlu yalan makinesi
Erdoğan, 15 Temmuz şehitleri için adalet aradıklarını söyledi. Erdoğan “Elinde kartonlarla yürüyerek adalet araması gibi değil bizim aradığımız adalet
Bunalım Gençlik, Yıldızı Yükselen Meslekler ve Komşumuz Ayşe Teyze
Çağımızın insanı arayışların ve doyumsuzlukların insanıdır. Kapitalist sistemin ürettiğini satacak pazar arayışları gündelik meşguliyetleri çeşitlendi
Meallerimize Genel bir bakış (II)
Meallerimizde pek çok açıdan sorunlar vardır. Tespit edebildiğimiz kadarıyla meallerdeki hataları kısaca şu başlıklar altında toplamak mümkündür: 1-S
Erdoğan: Amerika’nın yaklaşımı çok yanlış
Erdoğan, Porteki̇z RTP kanalına bir mülakat verdi. Erdoğan, geçen ayki ziyaretinde Başkan Donald Trump'a yaptığı uyarılara rağmen ABD'nin Rakka o
İlk rekât ve ilk tokat
Şunu itiraf etmeliyim ki cami tarafından kucaklanmadık. Bu tam gerçekleşecekken birileri buna mani oldu. Her kurumun bir gençlik ve çocukluk birimi va
"İktidar gücünü gururlanmak için kullanmamalıyız.
Erdoğan, "AK Partili olmak gurur abidesi olmak değildir. İktidar gücünü gururlanma sürecine katkıda bulunsun diye kullanmamalıyız. Tam aksine tevazu e
1 - Yeniçerilerin tarihi


Abdullah Yıldız

“Din Elden Gidiyor” mu?

27/06/2017 - 15:35

Abdullah Yıldız
Ahmet Anapalı
Abdurrahman Dilipak
Ahmet Mercan
Ahmet Kekeç
Ahmed Kalkan
Ahmet Varol
Ahmet Taşgetiren
Akif Emre
Ali Kaçar
Ardan Zentürk
Ali Karahasanoğlu
Atasoy Müftüoğlu
Beşir Eryarsoy
Ceren Kenar
Cihan Aktaş
Coşkun Uzun
Dilek Buz
Ersoy Dede
Hamza Er
Hamdi Akan
Hayrettin Karaman
Hamza Türkmen
Halime Kökçe
Hikmet Ertürk
Hüseyin Alan
Hüseyin Gülerce
Hüseyin Bülbül
Ibrahim Karagül
Ismail Kılıçarslan
Ibrahim Sediyani
Kemal Songür
Kemal Öztürk
Kenan Alpay
Mehtap Yılmaz
Mehmet Durmuş
Merve Şebnem Oruç
Mustafa Bozacı
Mustafa Çelik
Murat Kayacan
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Armağan
Nedret Ersanel
Osman Atalay
Osman Coşkun
Ramazan Kayan
Selahaddin E. Çakırgil
Süleyman Seyfi Öğün
Sükrü Hüseyinoğlu
Tülay Demircan Koyuncu
Taha Özhan
Yakup Döğer
Yavuz Bahadıroğlu
Yıldıray Oğur
Yiğit Bulut
Son Olayları Nasıl Değerlendiriyorsunuz
Oy Kullan Sonuçları Göster

www.radyovakit.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
bilgi@radyovakit.com  |  Yazılım & Sistem Yönetimi : Networkbil.Net

Evden eve nakliyat Gaziosmanpasa Evden eve nakliyat Eyüp Evden eve nakliyat Sultangazi Evden eve nakliyat Bayrampasa Evden eve nakliyat Günesli Evden eve nakliyat Sirinevler Evden eve nakliyat Yenibosna Evden eve nakliyat Küçükçekmece Evden eve nakliyat Basaksehir Evden eve nakliyat